Toplumsal İktidar Kaynakları Olarak Zaman ve Mekan

Toplumsal İktidar Kaynakları Olarak Zaman ve Mekan

Giriş
Zaman ve mekân kavramlarının birbirleri ve diğer faktörlerle olan ilişkisini incelemeye başlarken 20.yy’ın ikinci yarısının ekonomi dünyasını incelemek gerekir. İki büyük dünya savaşının ertesi hızlı büyüyen ve refah getiren fordist ekonomi, 1973 sonrası ekonomik daralmanın ortaya çıkması ve kapitalizmin yeni bir kriz içerisine girmesiyle yeniden sorgulanmaya başlamıştır.

Üretim sistemlerinin makineleşmesi ve insan gücüne dayalı, daha az çıktısı olan işler yerine arz’ı arttırabilecek sanayinin kurulması, kapitalist sistemin de başlangıcını oluşturur. Arz – talep dengesinin sürekli bozulması, bu sistemi her tıkanma sırasında kendi içinde bir çözüm üreterek evrelere bölmek zorunda kalır. Dinamik ve dolayısıyla istikrarsız olan kapitalist sistemin her geçiş döneminde kendi içinde bir düzen üretmesi gerekir ve bunu alışkanlıklar, politik uygulamalar ve kültürel biçimler üzerinde yoğunlaştırır.

Kapitalist bir düzende, sistemin ayakta kalabilmesi için başarıyla çözüme ulaştırılması gereken başlıca iki sorun alanı mevcuttur. Bunların birincisi, fiyat belirleyen piyasaların anarşik doğasından kaynaklanır; ikincisi ise, üretimde değer katılmasını, dolayısıyla mümkün olduğu kadar çok kapitalistin pozitif kar elde etmesini güvence altına almak üzere emek gücünün kullanımı üzerinde yeterli bir kontrol sağlanması ihtiyacından kaynaklanır. (harvey,2012)

Zaman mekân arasındaki ilişkilerde etkili olacak en önemli durumlardan birisi emek gücünü sermayenin denetim altına alma çabasıdır. Fiziksel ürün ve bilgi üretilmesine katkı sağlayan emek gücünü denetlemenin en kolay yollarından birisi mekânı buna göre düzenlemek olacaktır. Fabrikaları, çalışma ortamlarını her dönem kendi dinamiği içinde farklı şekillerde tasarlanmış olarak göreceğiz. İnsanın tasarım gücüne dayanmayan, fabrika bandında üretim sistemini getiren Ford, insanların birbirini denetleyeceği açık ofis ortamlarını yaratan Frank Lloyd Wright, günümüzde yaratıcılığı ve girişimciliği desteklemek adına yeniden tasarlanan eğlenceli ortak çalışma alanları(coworking spaces), üretim ve satış mekanizmalarının kodları düzenlenmiş bilgisayar programlarına bağlı sanal olması, her dönemin kendi mekân tasarım örneklerini getirdiğinin göstergesidir. Örneklerle beraber diğer bölümlerde bunları daha detaylı inceleyeceğim. Sanal mekânları da inceleme konusuna dâhil edeceğim.

İşçinin kapitalist üretime toplumsal entegrasyonu, fiziksel ve zihinsel kapasitenin çok geniş bir zeminde toplumsal denetimi anlamına gelir. Genel eğitim, mesleki eğitim, ikna(çalışma etiği, şirkete bağlılık, ulusal ya da bölgesel gurur türünden) psikolojik eğilimlerin her biri kapitalist düzenin emek gücü üzerinde denetimi için her biri ciddi bir rol oynar.(harvey,2012) 

Savaş sonrasında 1945’ten 1973’e kadar süren uzun canlılık döneminin temelinde, emek üzerinde belirli bir denetim pratiğinin bir teknolojik bileşimin, tüketim alışkanlıklarının, politik-ekonomik iktidarın belirli bir biçimlenişinin yattığı ve bu biçimlenişe Fordist-Keynesçi denmesi
makuldür.(harvey,2012)

Tüm bu bilgiler ışığında çalışmamı sırasıyla; fordizm, fordizm sonrası esnek birikim, zaman – mekan ilişkileri ve bunların iktidar güçleri ve günümüzde çalışma alanları ile olan ilişkilerini farklı kaynakları ve kişileri referans alarak açıklamaya çalışacağım.

Fordizm
Fordizmin ortaya çıkışı 1914 yılı olarak kabul edilmektedir. Henry Ford’un otomobil montaj hattı kurup çalışan işçilere de çabalarının karşılığı olarak sekiz saatlik bir iş günü için beş dolar ücret vermeye başladığı dönem sembolik olarak bu akımın başlangıcı sayılır.

Ford’a özgü olan şey vizyonuydu: kitle üretiminin kitle tüketimi, emek gücünün yeniden üretiminde yeni bir sistem, emeğin denetiminde ve yönetiminde yeni bir politika, yeni bir estetik ve psikoloji, kısacası, rasyonelleştirilmiş, modernist, popülist yeni tür bir demokratik toplum demek olduğunu açıkça görmesiydi.(harvey,2012)

Yeni tip modern insan, üretilen ürünleri tüketerek sermayeye kapitalin dönüşünü hızlandırmalıdır. Modern yeni insan tipinde alışverişin teşvik edilmesi için yapılan şeylerden birisi zaman içindeki bazı dilimleri özel kılarak bu dönemlerde alışverişi hızlandırmaktır. Tüketim hızını arttırmak için alışverişin bir cazibe merkezi olması gerekmektedir. Zamanı belli dilimlere bölerek çalışma saatlerini ayarlamak ve çalışmaktan arta kalan zamanı da değerlendirmek için tiyatro, sinema, müzikal, opera, müze ziyaretleri vb. sosyal faaliyetleri geliştiren sistem, alışveriş için de senenin belli günlerinde toplumu kümeleyerek hediye alma alışkanlığını da geliştirmiştir. Zamanın gücünün, alışveriş için günümüzde değeri çok yüksektir. Üretilen malların dolaşım hızını etkileyen en temel güçlerden biridir.

Fütürizm akımının manifestolarında üzerinde ısrarla durduğu ‘’hız’’ kavramı yeni tip modern hayatın en önemli öğesi olmuştur. Kapitalist sanayi sisteminin ayakta kalması ürünlerin devir hızına bağlıdır. Hızı arttırabilecek tüm mekânsal öğeler ve mekânlar bununla beraber şehirler yeniden tasarlanmıştır. Ürünlerin dağıtımı için ulaşım araçlarının geliştirilmesi ve dağıtım hızının arttırılması hayati önem arz ediyordu ve şehirlerdeki yollar, havaalanları ve limanlar buna göre tasarlanmaya başlamışlardı.

Fordizm yeni tip insan modelinin yalnızca ilk aşamasıydı. Kendi çıkmazlarına sürekli çözüm bulmak zorunda olan kapitalist düzen zaman ve mekân aracılığıyla yeni tip insan modelini dönemlere göre şekillendirmeye devam ediyor. Moda bu durumun en tipik incelenebilir örneğidir. Her yıl değişen alışkanlıklar ve reklamların gücü tüketim kültürünü şekillendiren en önemli unsurlardan biri olarak görülebilir.

Ford yeni tür toplumu büyük şirketlerin şekillendirmesi gerektiğine inanıyordu. Belli bir zaman dilimi için ödenen ücretin Fordist ekonomideki önemi insanların tüketmek için yeterli bir gelire ve boş zamana sahip olmalarını sağlamayı hedefliyordu. Kitle üretiminin yarattığı ‘’yeni insan’’ın sermayenin
ihtiyaçlarına ve beklentilerine uygun olabilmesi için ahlaki bakımdan dürüstlüğe, iyi bir aile hayatına, aklı başında (yani alkol tüketiminden kaçınan) ve rasyonel bir tüketim kalıbını uygulayacak kapasiteye sahip olmasını sağlamak amacıyla çoğu göçmen olan ‘’ayrıcalıklı’’ işçilerinin evlerine bir sosyal hizmet uzmanları ordusu gönderiyordu. (harvey,2012) Bu deney çok uzun sürmedi ama salt bu deneyin yapılmış olması bile, fordizmin ortaya çıkaracağı derin toplumsal, psikolojik ve politik sorunların habercisiydi.

Ford büyük şirketlerin gücünün toplumu düzenlemesine o kadar inanıyordu ki, büyük depresyon başlar başlamaz, ücretleri arttırdı. Ücret artışının efektif talebi arttırarak piyasayı canlandıracağına ve iş dünyasının güvenini pekiştireceğine inanıyordu. Ama rekabetin zorlayıcı yasaları heybetli Ford’tan bile daha güçlü olduğundan işçi çıkarmak ve ücretleri düşürmek zorunda kaldı. Ford 1930’lu yıllardaki bu sonucun önüne geçmek için işçilerini kendi geçimlik ihtiyaçlarının büyük bir bölümünü üretmeye sevk etmek istemişti. İşçiler boş zamanlarında bahçelerinde sebze
yetiştirmeliydiler. Kendi başının çaresine bakmak, iktisadi depresyonla başa çıkmanın tek yoludur derken Ford ,Frank Lloyd Wright’ın Broadacre City için hazırladığı planlara damgasını vuran, kontrollü, insanı toprağa dönüşe çağıran ütopizme güç kazandırmış oluyordu. Talebi canlandıran temel unsur, kendi başının çaresine bakma önerisinin içerdiği şeylerden ziyade, Wright’ın modernist anlayışında örtük olarak var olan ‘’alt kentleşme’’ ve nüfusun ve sanayinin çevreye doğru yayılması olacaktı. Mekânın gücü hızlı yapım tekniklerinin de gelişmesiyle zaman baskısının daralması, toplumun yaşayış biçimlerinin kapitalist düzene göre şekillenmesi açısından hız kazanmıştı
.

Batı Avrupa sendikalarının ‘’Ruskin ve Morris’’ döneminde olduğu gibi emeğe değer veriyor olmasından kaynaklı Taylorist ve Fordist ekonomileri reddediyordu ama diğer tarafta Lenin bu yeni ekonomik politikayı övüyordu. ABD’de birçok sektörde kullanılmaya başlanan montaj hattında kitle
üretimi teknolojisi savaş yıllarında Avrupa’da çok az gelişmişti. İkinci dünya savaşı öncesinde Avrupa otomobil sanayii seçkin tüketiciler için yüksek kalite arabalar üreten, yüksek vasıflı işçilere dayanan bir zanaat sanayii olarak kalmıştı, Fiat fabrikası dışında. 
Mekânların tasarlanmasında önemli bir yeri olan Le Corbusier ise bir yandan modernizm yanlısı söylemlerde bulunuyor bir yandan da otoriter rejimlerle içli dışlı oluyordu. (Mussolini ve Fransa da Vichy rejimiyle)

Savaş arası yıllarda Fordizm’in yayılması çok da kolay olduğu söylenemez. Savaş sonrası yıllarda daha uygulanabilir hale gelecekti ve savaşın getirdiği ekonomik yıkım için bir umut olacaktı. Devlet yetkilerinin doğru biçimlendirilmesi ve kullanılması sorunu ancak 1945’ten sonra çözüme kavuşacaktı. Bu da Fordizmin bütünüyle olgunlaşmış ve özgül bir birikim rejimi olarak ortaya çıkmasını sağlayacaktı. Fordizm bu niteliğiyle o andan başlayarak 1973’e kadar büyük ölçüde ayakta kalan uzun canlılık döneminin zeminini oluşturdu. Böylece bu dönemde; hayat standartları yükseliyor, kriz eğilimleri kontrol altında tutuluyor, kitle demokrasisi korunuyor ve kapitalistler arası savaş tehlikesi uzaklaştırılıyordu.(harvey,2012) İkinci dünya savaşı sırasında aşırı derecede rasyonalizasyona tabi tutulmuş teknolojilere dayalı bir dizi sanayi dalının yükselişi fordist ekonominin zeminini
sağlamlaştırmıştır. Böylece otomobil, gemi yapımı, ulaştırma teçhizatı, çelik, petrokimya, lastik, elektrikli tüketici malları ve inşaat iktisadi büyümenin motor güçleri oldular.

Sinemanın gelişmesiyle de zaman ve mekân üzerindeki kısıtlayıcı baskı kalktığında ve savaş sonrası oluşan barış döneminde insanları şekillendirmek için tüm dünyada aynı anda gösterime giren filmler satın alma alışkanlıklarına ve yaşam tarzlarına çok daha hızlı müdahale edebiliyor, kapitalist sistemin kriz eğilimlerini denetlenebilir hale getiriyordu.

Emek gücünün kontrol altına alınması fordist ekonomi için hayati önem taşıyordu, bu sebeple 1952 yılında çıkarılan Taft-Hartley yasası aracılığıyla sendikalar katı bir yasal disiplin altına alınacaklardı. Böylece sınıf ilişkilerinde fordizme elverişli, görünüşte yeni bir temel oluşturabilirdi. Bunun yanında hükümetler sosyal sigortayı, sağlığı, eğitimi, konutu ve benzeri alanları kapsayan harcamalar aracılığıyla toplumsal ücreti güçlü bir biçimde destekleyecek adımlar atıyordu. Savaş sonrasının fordizmi yalnızca bir kitle üretimi sistemi olarak değil, daha çok bütünsel bir yaşam tarzı gibi ele alınmalıdır. Kitle üretimi, kitle tüketiminin yanı sıra ürünün standartlaşması demekti; bu ise yepyeni bir estetik ve kültürde bir metalaşma demekti.

Tasarımın standartlaştırılması savaşın açtığı yaraların hızla sarılması açısından Avrupa ve Japonya tarafından hızla hayata geçirildi. Böylece 1940’lı yıllara kadar ABD dışında ağır gelişen fordizm dünyada kabul gören bir sosyo ekonomik yöntem oldu.

Savaş sonrası yeni enternasyonalizm bir dizi başka faaliyetleri de hayatımıza sokacaktı: bankacılık, sigortacılık, hizmet sektörü, oteller, hava limanları, turizm. Şu an hayatımızın çok normal birer parçası olan bu faaliyetler günümüzün çalışma alanlarını da şekillendiriyor.

İkinci dünya savaşı sonrası ilerleme hızının artması, fordist ekonomi içinde çalışanlar ile dışında olanlar arasında bir sosyal sınıf ayrımı oluştu. Sermayenin yarattığı yeni işçi sınıfının ulaştığı paraya ulaşamayan halkın diğer kısımları sivil haklar hareketini başlatacaktı. Kadının fordist ekonomideki yerinin tasarlanmış haline karşı çıkan gruplar feminist hareketi başlatacaklardı. Fordizm ve Keynesçi devlet yönetimi, rasyonelleşmiş tasarım alanında gri suratlı fonksiyonalist bir estetikle(yüksek modernizm) birlikte anılır oldu. Alt kentlerin renksizliğini ve kentlerin iş merkezlerinin monolitik anıtsallığını eleştirenler(örneğin Jane Jacobs), yukarıda gördüğümüz gibi, bir dizi kültürel hoşnutsuzluğu dile getiren gürültülü bir azınlıktılar.

Fordizmden Esnek Birikime
Avrupa ve Japon ekonomilerinin 1960’lı yıllarda iç pazarlarının doygunluğa ulaşmasıyla ürün fazlaları için ihracat pazarları yaratılması çabası başlamıştı. Sendikalaşmanın olmadığı ülkelerde fordist üretimin başlaması(işçiliğin gelişmiş ülkelere göre çok daha ucuz olduğu yerler) piyasaları daraltmaya başladı. Tasarımın standartlaştırılması ve ürünün üretilmesinde insan faktörünün katkısının yüksek bir derecede azaltması üretim tekniklerinin hızlı yayılmasına ve talep edilen standart ürünlerin dünyanın birçok yerinde üretilmesine olanak sağlamıştır. Makineleşme arz fazlasına neden olacaktı. Fabrikaların büyük ve hantal olarak tasarlanması yerlerinin değişimini zorlaştırmış, ekonominin hareket kabiliyetini azaltmıştır. Esneklik sağlayacak tek araç para politikası olarak görülecek ve ekonomiyi istikrarda tutmak için gereken süratle para basmak gerekecekti. Dalgalı kur rejimi kapitalist rejim için geçici bir çözüm olacaktı.

Toplumsal İktidar Kaynakları Olarak Zaman ve Mekân üzerinden Ortak Çalışma Alanları
Zaman ve mekân toplumsal eylemden bağımsız değildir. Toplumsal iktidar bağı para, zaman ve mekân arasında güçlü bir bağ oluşturacaktı. Lefebvre mekân üzerindeki hâkimiyetin günlük hayat içinde ve üzerinde toplumsal iktidar kurmanın temel ve kapsayıcı bir kaynağı olduğu fikrini paylaşması
gelişmelerin ana kaynağı olacaktı.

Kapitalizmde para, zaman ve mekan üzerinde birbirleriyle kesişen hakimiyet, toplumsal iktidarın görmezlikten gelemeyeceğimiz bir özsel bağlantısını oluşturur diyecekti Landes.(Landes 1983:12)

Zamanın ölçülmesi, yeni bir yaratıcılığın işareti olduğu kadar bilginin servet ve iktidar için kullanımında yeni bir aracı ve katalizördü. Para, zaman ya da mekân konularında maddi pratikleri, biçimleri ve anlamları tanımlayanlar, toplumsal oyunun temel kurallarını da tanımlayacaklardı. Zaman ve mekânın toplumsal eylemden hiçbir zaman bağımsız olduğunu düşünemeyiz. Kapitalist gücün toplumu şekillendirmesi ve yaşayış tarzında değişiklik yaratma isteği uyandırarak farklı harcama alışkanlıklarına yönlendirme ilişkisini Starbucks kahvesi ve iş ilişkisi üzerinden de inceleyebiliriz. Kahve dükkanlarını çok uzun saatler açık tutarak ve mekanın tasarımında kreatif bir ofis ortamı sağlamaya çalışarak insanların Starbucks’ta çalışması için çağrıda bulunulmuştur. Ayrıca menülerinde bulunan kahvelerin dünyanın her yerinde aynı şekilde pişiriliyor oluşu ve çekirdeklerin tek bir merkezden dağıtılıyor olması fordizm hareketi ile beraber gelen üründe standartlaşma, globalleşme ve tek fiyat algısının en önemli örneklerinden birisidir. Pazarlık şansınız yoktur, kahvenizi yapan kişilerle konuşarak özelleştirmeniz söz konusu olamaz, tasarımdaki insan gücünü minimuma indirir.

Fordizm’den esnek birikim ilkesine geçişte olduğu gibi çalışma alanlarında insanları daha özgür kıldığına inandırarak istedikleri saatlerde Starbucks gibi kahve dükkânlarında çalışması onları mutlu edeceğini öne sürdüler. Kapitalizm 2008-2009 krizi ile beraber yeni çıkış noktasını girişimcilikte ve esnek(özgür) çalışma alanlarında kurguladı. Google Trend kullanarak ‘’coworking space’’ kelime öbeğini aradığınızda size 2009 yılından başlayarak yükselen bir grafik gösterecektir. Bir kahve dükkânı ile insanları ofislerin dışına çıkaran sistem ‘’ortak çalışma alanları’’ ile esnek çalışma stratejisini hayatımıza tam anlamıyla yerleştirmeye hazırlanıyor. Ortak çalışma alanlarının özgürlük iş ilişkisinin altında ise para-masa ilişkisinin zamanla olan bağlantısını inceleyebiliriz. Saatlik olarak kiralanan masalar Landes’in para-zaman-mekân arasındaki özsel bağlantısını çok açık bir şekilde sergilemektedir. Bir saat için ödenen bir birim para sizi kapitalist sistemde para kazanmaya itmektedir. İş adresi olarak da gösterebildiğiniz bu mekânlar sayesinde insanların gözünde yeni bir imaj çizebiliyorsunuz. Yüksek ofis maliyetlerinden kurtulup, daha az miktarlarda maliyet ile daha çok
çalışarak yeni ekonomi sisteminin bir parçası haline gelebiliyorsunuz. Kısaca özetleyecek olursak emek gücü üzerindeki hâkimiyeti, mekânların ve mobilyaların tasarlanması ile gerçekleştirebiliriz. Günümüzden geriye doğru gittiğimizde, Hindistan’ın zenginlikleri üzerine süren uluslararası yarışta harita para demekti: yükselen güçlerin gizli ajanları, Portekizli ustaların yaptığı haritaların iyi nüshalarına altınları sayıyorlardı.(Landes 1983:110) Saatler ve haritalar kar için hayati unsurlardır. Sanayi devriminin ekonomiyi hızlandırması ile birlikte kapitalistleri besleyecek olan materyallerin sanayileşmiş ülkelere taşınması ancak doğru haritalar ve zamanı doğru ölçen aletlerle mümkündür. 
Ayrıca haritalamayı görme ilişkisi üzerinden incelersek dünya üzerinde mülk edinme ayrıcalığını da bize sağladığını söyleyebiliriz.

Mekân ve zamanın nesnel özelliklerinde meydana gelen değişiklikler, toplumsal mücadeleden etkilenebilir. Kuralları değiştirmek için harcanan toplumsal enerji, makineleşme ve sermayenin devir süresinin yükseltilmesi adına insanın çalışma şartlarının zorlaştırılması sendikalaşma ve benzeri hareketleri beraberinde getirmiştir. İşçilerin verdikleri mücadelede çalışma mekânlarının veya saatlerinin iyileştirilmesi mekân ve zamanın nesnel özelliklerinde ki değişime örnek olarak gösterebiliriz.

Para değeri ölçer ama daha temelde değerin neden oluştuğu sorusunu soracak olursak, değeri toplumsal emeğin nasıl tahsis edildiği konusunda hiçbir şey söylemeksizin tanımlamamızın olanaksız olduğunu görürüz. (Marx )

Frank Lloyd Wright’ın açık ofis alanlarını yaratması kapitalist gücün emek gücü üzerindeki denetimini kolaylaştırmıştır. Sermayenin hızlı geri dönüşü için çalışanların denetim altında tutularak çalışma saatlerinin verimli kullanılması ve aralarında herhangi bir duvar olmaması, çalışanların birbirini
denetlemesi ve yöneticilerin denetimini kolaylaştırması açısından devrim niteliğinde olduğunu söyleyebiliriz. Günümüzde Turkcell ve grup şirketlerinde açık ofis sistemi, denetimi kolaylaştırmak açısından kullanılmaya devam etmektedir. Mekânda, sanal toplantılarda kullanılmak üzere daha sessiz ortamlar yaratmak için dahi yer ayrılacaksa bu ses geçirmeyen şeffaf camların odanın yerini belirlemesi için duvar görevi görmesi ile gerçekleştirilmektedir. Açık ofis sistemini kullanan Google, facebook gibi büyük teknoloji şirketleri, çalışanların ofiste istedikleri kadar zaman geçirebilmesi ve mekânı sevmesi için özgür mekânlar yaratmışlardır. Ofislerin içinde kaydırak veya salıncak olması ya da oyun konsollarının bulunması emek gücü üzerindeki saat denetim mekanizmasını ortadan kaldırarak normalden daha uzun süre çalışmalarını sağlamaktadır.

Para toplumsal emek zamanını temsil ederse, paranın yükselişi zamanın anlamını önemli ve özgül bakımlardan biçimlendirmiştir.

Ortaçağ tüccarı ‘’zamanın fiyatı’’ temel kavramını ancak mekânı araştırma sürecinde keşfediyordu. Ticaret ve mübadele mekânsal hareketi içerdiğinden bu mekânsal hareketin aldığı zamandır ki tüccara çalışma zamanını fiyatlar ve böylelikle para biçimi cinsinden ifade etmeyi öğretiyordu.(harvey,2012) Metaların maddi mübadelesi yer değişikliğini ve mekânsal hareketi içerir. Ne türden olursa olsun, her karmaşık üretim sistemi(yalnızca atölyede ya da büroda bile olsa) mekânın organizasyonunu gerektirir. Bu mekânsal engellerin aşılması zaman ve paraya mal olur. Mekânsal organizasyonun ve hareketin etkinliği bu yüzden bütün kapitalistler için önemli bir sorundur. Üretim süresi ile mübadele dolaşım süresi birlikte alındığında sermayenin devir süresi kavramı ortaya çıkar. Dolaşıma sokulan sermaye ne kadar hızlı geri kazanılabilirse, kar o kadar yüksek olacaktır. Etkin mekânsal organizasyon ve toplumsal olarak gerekli devir süresi kavramlarının tanımları, kar arayışının ölçülmesinde temel kıstaslardır. Üstelik her ikisi de değişime açıktır. (harvey,258)

Devir süresini hızlandıran bir diğer unsur ise insanların moda ve reklamcılık faaliyetleriyle farklı alanlara yönlendirilmesidir. Örneğin bir insanın yaşamı boyunca bir vasıf edinmesi belki yeterli olacakken, kapitalist düzen için geliştirilen eğitim sisteminde hep daha yenisi için yaşamı boyunca
farklı alanlarda vasıf kazanabileceğine inandırmaktadır.

Ödeme yöntemlerinin geliştirilmesi ve bir insanın henüz kazanmadığı bir parayı kredili sistemde önceden harcaması kapitalist sistemin çıkmazlarına yeni bir umut olmuştur. Kişi gelecek zamanını bankalara satarak geçici bir refah ortamını kendine sağlamaktadır. Fakat sistemde çıkacak yeni bir kriz satılan zamanın borçlarını ödeyemeyerek yeni bir kriz dalgası oluşturma ihtimali muhtemeldir. Ayrıca ödeme yöntemlerinin geliştirilmesi işçinin satın alma gücünü ‘’zaman’’ın gücünü kullanarak aylara yayar, böylece maaşlar düşük tutulmaya devam edilerek sermayenin güçlü kalması sağlanabilir. İnsanların girişimciliğe özendirilmesi ve sermaye sahibi olduğunu düşündüğümüz girişimcilerin yanında çalışan kişilerden daha fazla zaman harcayarak çalışması emek gücü üzerindeki serm. Sizin henüz yaşamadığınız bir zamanı kredi kartıyla satın almanız, size kısa da olsa kapital içerisinde para kazanmanız ve sermaye üretmeniz için zaman sağlayacaktır.

Sanal ortamda alışveriş yapmayı kolaylaştırmak adına kurduğumuz ve yönettiğimiz siteler için harcadığımız zaman bize özgü girişimciliği getirse de zamanın para değerini önemsiz hale getirmektedir. Bununla birlikte tüketici tarafından bakıldığında alışverişi oturduğu yerden yapması,
daha fazla çalışması için zemin hazırlamaktadır. Daha fazla çalış ve çalıştığın yerde mutlu ol ilkesi özel hayat ve iş hayatını birbirine karıştırmıştır.

Ortak çalışma alanlarında ise organizasyon yeniden ortaya konuyor. Kontrol ve güç arasındaki ikilemi başka bilgiler ışığında ve farklı alanlarda çalışmış uzmanlar üzerinden biraz daha irdeleyip olumlu yönden bakmaya çalıştığımızda ise farklı sonuçlar görebilmekteyiz.

Auge (2009) kitabında ortaya attığı non-place kavramı çalışma alanlarını ve şeklini özgürleştirmek için kullanılabilir. Auge non-place alanları geçici, yer olarak yeteri kadar önemsemediğimiz alanlar olarak belirtmiştir. Otel odaları, havaalanları gibi geçici yerleri non-place olarak tanımlıyor. Bu tanımda belirtildiği ve örneklendiği gibi çalışma alanlarını da non-place hale getirebilirsek verimli bir iş dünyası tasarlanabilir.

Skorstad ve Ramsdal (2009) çalışmalarında yaratılacak esnek organizasyonlar ve bunun çalışma yaşamına etkisini Avrupa’nın bakış açısı ile ele alıyorlar. Globalleşme, bilgi teknolojileri ve servis sektörünün gelişmesiyle beraber şirketlerin daha dinamik, esnek ve bürokrasinin azaltıldığı
çalışmalara yönelmesini öneriyor. Esnek çalışma kuralları çalışma yaşamı ile çalışma şartlarını açık bir şekilde belirleyemedi ve karşılıklı tartışmalar devam ediyor. Esneklik kavramının dört noktada incelenmesi gerektiğini söylüyorlar. Bunlar sırasıyla; çalışma pratikleri, organizasyonel yapı, kültür ve network. Çalışmalarıyla iki soruya cevap bulmaya çalışıyorlar. Daha esnek şirketlerin oluşması için bir trend var mı? Yaratılacak esnek şirketler çalışma şartlarını nasıl etkileyecek?

Williams (2005) kitabında getirilecek esnek çalışma kurallarının işverenlere avantaj sağlayacağının farkına vardırıyor. İşverene sağlayacağı avantajları altı maddede ele almış. Sırasıyla; personelini elinde tutacak, işe alma masrafları azalacak, eğitim masraflarından ve zamandan tasarruf edecek, işe gelmemeyi engelleyecek, çalışanlarının memnuniyetini, motivasyonunu arttıracak, verimlilik ve kar da artış sağlayacak. İşveren ve işçilerin haklarının esnek çalışma hakkındaki kuralların ve haklarının çok farkında olmadığını bu sebeple bu düzene geçmeden önce incelemeler yapılması gerektiğini savunuyor.

Anell ve Wilson (2000) makalelerinde modern yönetimlerden bahsedilirken genel olarak iki nokta anlaşılır. Esnek yönetim konsepti gelecekte arzu edilen firmalar ve çalışanları işaret eder. Esnek organizasyonların pazardaki değişime göre kendilerini daha hızlı adapte edebildiklerini iddia ediyorlar. Asıl tartıştıkları konu toplumların ve şirketlerin nasıl adapte olacağı ile ilgili.

SONUÇ
21.yüzyılın bize sağladığı internet ve beraberinde geliştirilen teknolojik ürünler hayatımızı daha esnek, daha kolay bilgiye ulaşır hale getirdi. Aynı zamanda insanlar arasındaki iletişimi hızlandırdı ve kolaylaştırdı. Zaman ve mekân kavramlarının bağlantı detaylarının derinleştiğini ve birbirine karıştığını gözlemliyoruz. Bu iki kavramın içerikleri ve tanımları bu sebeple değişmeye başladı. İstediğimiz herhangi bir zamanda mekân sınırlaması olmaksızın çalışmanın önünde herhangi bir engel kalmamış olmasına rağmen klasik ofislerde eski çalışma yöntemleri devam etmektedir. Değişim her dönemde ve zamanda zor olarak algılanmış, karşı direnç gösterenler değişim yanlılarına göre hep daha kalabalık olmuştur. Değişime direncin eğitim seviyesiyle bağlantılı olmadığını gözlemlemekteyim. Zorlu bir şekilde kabuk değiştiren dünyamız insan nüfusunun aşırı artması sebebiyle teknolojik gelişmeler sonucu istenen bilinç düzeyine ve yaşam standartlarına henüz ulaşamamıştır.

Son on yıl içinde konferanslarda konuşulan, basında çıkan yazılarda ve reklamlarda konuşulan, özendirilen bir üçgen hayatımıza entegre edilmiştir. Bu üçgen evimiz, iş yerimiz ve kahve dükkânlarından oluşmaktadır. Bu trend ile beraber mobil çalışmaya, insanlarla daha çok etkileşimde
bulunmaya başladık. Fakat bu üçgenin içindekiler yenilenen bakış açısı ile artık yeterli değildir. Bu veriler ışığında önümüzdeki on yıllık süreci planlarken bu şekilde devam edemeyiz. Bu üçgenin bazı parçaları değişebilmelidir. Yeni üçgenimiz; evimiz, hobilerimiz ve bağımsız çalışma alanlarımızdan oluşabilir. Daha özgür bir yaşam, daha yaratıcı bireyler için zemin sağlayabilir. Değişimde ısrarcı olmaz ve önümüzdeki on yıl içinde çalışma alanlarının değişme hızı ve esneklik yavaş ilerlerse, çalışma hayatına girecek olan Z nesli bu durumu kabul etmeyebilir ve süreci hızlandırabilir. Çalışma şartlarına da yeni çalışma düzeni için yeni kurallar bütünü oluşturulmalıdır.

Ürün üretim sektörünün içinde bulunmayan beyaz yakalı çalışanların belirlenen zamanlarda ve üretilecek olan yeni kurallarla mobil çalışması hakkında tüm gelişmelere rağmen üretilen bilgi yok denecek kadar azdır. Kurumsal hayattaki çalışma deneyimlerim ve Tasarım bölümü yüksek lisansında aldığım eğitim, araştırmalarım için iyi bir gözlem kaynağı ve gözlemlerimi destekleyici kuramsal bilgi kaynağı olmuştur. Yeni çalışma düzeni yaratılması hakkında farkındalığı arttırmaya ve yeni çalışma düzeninin gerekliliğini kanıtlarını çalışmamda göstermeye çalıştım.

Bununla birlikte her sabah şirket binasına gidilir ön yargısını kırmanın deneyimlenmesi önemli olabilir. Teknolojik gelişmeler sayesinde insanlar istedikleri yerlerde yeterli zaman yaratarak çalışabileceklerinin önü açılabilir. Esnek çalışma sistemlerinin getirilmesi ve ortak çalışma alanlarının
kullanımlarının artması trafik problemine de bir çözüm olabilir. Trafik probleminin çözüme kavuşması ise beyaz yakalı çalışanlar üzerinde olan stresini azaltabilir. Ayrıca ‘’rush hour’’ gibi bir kavram yeni çalışma modelleriyle tarihe karışmış olabilecektir.

Piyasada mevcut işsizliğin sorunu aynı zamanda binaların şirketlere fatura edilen maliyetleri olarak görülmektedir. Esnek çalışma modelleri ile maliyetleri azalan şirketler işsizliği de azaltabilecek veya çalışan beyaz yakalıların gelir ortalamalarını yükseltebilecektir.

KAYNAKÇA
(1) David Harvey, Postmodernliğin Durumu, İstanbul, 2012
(2)Edwards,R. , Contested Terrain: The Transformation of the workplace in the twentieth Century, New York, 1979
(3) Sigfried Giedion, Space,Time and Architecture, London, 2008
(4) Yi Fu Tuan, Space and Place, Minneapolis, 2008

(5) Marc Auge, An Introduction To Supermodernity, New York: Verso, 2009
(6) Egil Skorstad ve Helge Ramsdal, Flexible Organizations and The New Working Life, Electronic Resources
(7) Audrey Williams, Flexible Working: latest best practice for employers and employees,E-book: Thorogood Pub., 2005
(8) Barbro Anell ve Timothy Wilson, The flexible firm and flexible coworker, Pennsylvania: MCB UP,2000

23.01.2016

Reklamlar
Tobias REHBERGER ve Jorge PARDO

Tobias REHBERGER ve Jorge PARDO

-TOBIAS REHBERGER ve JORGE PARDO-

Estetik açıdan ruhlarımıza hitap eden mobilya heykeller ve mekânlar yaratan bu iki sanatçı arasında seçim yapabilmek için yaptıkları işleri web üzerinden inceledim. Tobias Rehberger’in kullandığı formlar ve renkler yarattığı mekânlar üzerinde estetik güzellikle beraber karmaşıklık hissi uyandırıyor. Fakat Jorge Pardo yarattığı renkli alanlar ve mobilyalarla bir şeffaflık ve sonsuzluk hissi uyandırmaktadır. Karmaşıklık ve onu çözmeye çalışmak her zaman güzel sonuçlar doğurur bu açıdan Rehberger iyi bir rehber sanatçı olabilirdi. Her iki sanatçının çalışmalarını karşılaştırırken hangisinin yarattığı mekânda bulunmayı isterdim sorusunu kendime sorduğumda renkler, ışık ve estetiğin buluştuğu Pardo’nun mekânlarında ve mobilyalarında bulunmak istediğime karar verdim.

-JORGE PARDO-

1963 yılı Havana doğumlu, ‘’Furniture and Lighting Sculpture’’ alanında önemli bir sanatçı olan Jorge Pardo yarattığı mobilyalar ve mekânlarla yaşam alanlarımıza renk katıyor. Ürettiği bu sanat eserleri vasıtasıyla insanların hayatında renklerin, dokuların ve ışıkların ne kadar önemli olduğunu deneyimleyebiliyoruz. Jorge Pardo’yu tanımlayan bazı anahtar kelimeler var, bunlardan bazıları; güzel, dekoratif, estetik, manipülatif, fütüristik, fonksiyonel, alana özel ve ilham verici. Yarattıklarında gelecek, geçmiş, hayal ve tasarımı somut olarak görebilirsiniz.

Jorge Pardo, 1960’lar, 1970’ler ve 1980’lerin geç modernist dekorunu hatırlatacak şekilde pleksiglas, fayans ve kontraplak kullanarak, ancak son zamanlarda gözden düşmüş tasarım üsluplarına dayanan mimari iç mekânlar ve ürünler yaratmaktadır. Örneğin sanatçının organik şekillerde ve sarı-bej, kırmızı-kahverengi ve mavi payetle işlenmiş lambaları, çağın ‘çiçek gücünü’ akla getirmektedir. Bu örnekte olduğu gibi, sanatçı tüm çalışmalarında ‘yüksek sanat’ ile işlevsel tasarım arasındaki çizgiyi tamamen bulandırmaktadır. Pardo, New York’taki Dia Center for The Arts’ın lobisini yeniden tasarlarken yaptığı Project(2000) için, döşemelerle sütunları portakal, altın sarısı, limon, soluk mavi ve kireç rengindeki seramik fayanslarla kaplamıştı. Bu renkler, resepsiyon kısmı, bilet alma yeri, oturma alanı ve kitaplık gibi çeşitli kullanımlara ayrılmış alanları birbirine bağlıyor, böylece kurumun sanatsal olmayan işlevlerini birbirine uyumlu hale getiriyordu. Sanatçı bu sevimli renklerle koordine edilmiş mekânda, bir Volkswagen Beetle’ın tam ölçüde modelini de çıkarmıştı. Kahverengi kille yapılmış bu araba belli ki bir işe yaramayacaktı, dolayısıyla, onun yerine bize bir absürd duygu hissi vermek için, işlevsellik mitine tersten bir saygı gibi inceleyebiliriz bu durumu.

Modernist mimarlar ve tasarımcılar, hayatın, mekânların ve yapıların daha akılcı bir zeminde düzenlenmesiyle geliştirebileceği bir gelecek öngörmüşlerdi. Günümüzün ütopya hayalleriyse, şüpheye, ironiye ve doğrudan küçümsemeye kadar her şeye karışmış durumda. Sanatçılar daha iyi bir dünyanın hayalini kurmaya cesaret ettiklerinde bile, toplumsal değişimden ziyade bireysel eksende konuşmaya eğilim gösteriyorlar. Sonuç olarak, kararlılıkla ileriye bakmayı öngören bir hareket artık tarihin tozlu sayfalarının bir kısmına aittir. Ancak onların hayallerinin öldüğünü söylemek, hiç etkileri olmadığını söylemek değildir; sanatçı Jorge Pardo alanında kararlılıkla ileriye bakan ve radikal işler yapan nadir kişilerden biridir diyebiliriz. Geçmişte alanında fark yaratmış kişilerden etkilenmiş olan sanatçı, bana bu tahminlerimde yanılma payımın düşük olduğunu gösteriyor. En çok etkilendiği kişilerden üçü; Marcel Duchamp, Frank Lloyd Wright, Le Corbusier.

15.01.2015

Açık Proje Fikri-Arakla Götür

Açık Proje Fikri-Arakla Götür

3W STATIONs

WHEREVER, WHENEVER, WHATEVER

Ürün Ve Gelişim Süreci

İnsanlık tarihinin en önemli değişimlerinden birini geçiriyoruz. Dünyada, her anlamda tıkanıklık, mutsuzluk ve karamsarlık hâkim. Polarize olmuş bir toplum içinde yaşıyoruz. İnternet teknolojilerinin ve kablosuz bağlantının bize sağladığı hızlı iletişim ve haber alma özgürlüğü birbirimiz arasındaki diyaloglarda azalmaya neden oldu. Daha çok tartışmalı, birbirimizi dinlemeli ve ortaya atılan fikirlere objektif bir bakış açısıyla yorumlar getirebilmeyi alışkanlık haline getirmeliyiz. İnsanlığın geleceği için diyalogda saygının önemini kavramalıyız. Bu konudan yola çıkarak hem mobil olmanın getirdiği yeniliklerle hem de toplum içi diyaloğu geliştirmek için şehirlerin belirli ve en çok kullanılan mekânlarında insanlar mobil diyalog istasyonları kurabilmeli. Bu diyaloğu destekleyecek en önemli öğe ise insanların önce kendi benliğini bilmesi ve kendini anlayabilmek için içsel yolculuk yapabilmesi, bunun için vakit ayırabilmesi gerekir (meditasyon vb. anlamına gelmemektedir). Bu mobil istasyonlar aynı zamanda kendilerini kısa bir süre için de olsa dinleyebildikleri, durup soluk alabildikleri, belki sadece kitap okuyup kahve içebildikleri bir alan da olabilmelidir. Bu sebeple diğer 3W masalar ile birleştiğinde etrafında birçok insanın toplanabildiği, aynı zamanda bireysel olarak da kullanılabilen bir mobil masa tasarladım.

Bu tasarımda her 3W masa ayrıca bir çantaya sahip olacak. Çanta kadın işçiliğini ve üretkenliğini temsil etmesi için el örgüsü ile hazırlanacak. Kadının üretken ve doğurgan olması diyalogların daha güçlü hale gelmesini tamamlayan etmenlerden biridir. Her 3W masa bizi kendimizle veya başkalarıyla diyaloğa çağırıyorsa kadın eli değmeden bu istasyonların üretilmesi benim açımdan düşünülemezdi.

İncelediğim sanatçıdan aldığım ihamla hazır başka bir ürünün üzerinden bir ironi yaratmak istedim. Bu sebeple pazar arabasını kendime ilham unsuru olarak seçtim. Pazar kültürü gelişmiş toplumlarda farklı renkler ve şekillerde üretilen bu araçları sürekli olarak sokaklarımızda ve caddelerimizde görüyoruz. Belirli unsurları tüketerek bir şeyler ortaya çıkaran bu tekerlekli pazar torbaları zihnimizde birikmiş bilgileri başkalarının da bulunduğu ortamlara aktardığımızda farklı şeyler ortaya çıkabiliriz. Bakış açılarımız bu diyaloglar veya içsel yolculuklarımız sırasında değişebilir. Yeni bir şey öğrenmenin, fark etmenin zevkine varmak bu tartışma durumlarının sonunda ortaya çıkan bir durumdur. Mobil bir masa olan 3W ve istasyonları bir pazar arabasının ilham ürünüdür.

Teknik Özellikler

Her istasyonda minimum altı adet 3W masa bulunur.

Bu 3W masalar hem bireysel hem de forum için kullanmaya uygun şekilde tasarlanmıştır.

Kullanılan Malzemeler:

Ham MDF(2cm) (Medium Density Fiberboard), selülozik boya, iki adet tekerlek, tekerlek aksamları, çizilmeyi önleyici vernik, kalın makarna ip 4 adet 100gr(%25 yün %75 tremium akrilik), kelebek kapalı menteşe, oturma yeri için iki adet demir ayak, uygun akıllı ahşap vidalar, iki adet plastik beyaz ayarlanabilir ayak.

Kullanılan renkler: Beyaz, Kırmızı ve Gece Mavisi

Ön tabla boyut: En: 75cm Boy: 75cm

Oturma yeri boyut: En: 75cm Boy: 30cm Yükseklik: 45cm

Açık hali boyut: En: 75cm Boy: 105 cm Yükseklik: 75cm

Kapalı hali boyut: En: 75cm Boy: 35 cm Yükselik: 75cm

Renklerin kullanım amaçları ve sembolleri:

Oturma kısmının ve masayı oluşturan tüm mdf ögelerin bant kısımları beyaz renge boyanmıştır. İnsanın gizli kalmış bir yanında her zaman bulunan çocuksu saflığı ve herhangi bir diyalog ortamının ya da insanın kendi içsel mücadelesinde olumlu olan yolu bulabilmesi, ortak bir noktada birleşebilmesi için beyaz renk bu şekilde kullanılmıştır.

Masa olarak kullanılan hareketli tabla ön ve arkası kırmızı renk ile boyanmıştır. Diyalogların, yaratıcı düşüncelerden doğan fikirlerin artması ve insanları etkilemesi için kırmızının kışkırtıcılığı kullanılmıştır.

Açılır ve sabit ayaklarda kullanılan gece mavisi ise kırmızı rengi daha çok ortaya çıkarması ve karşıtlık oluşturması için kullanılmıştır.

Yapılış Şekli:

İşçilik, kesimler ve boya tamamen el işçiliği kullanılarak yapılmıştır.

3W masasının çantası el örgüsünden kalın bir yün iple örülmüştür. Yine 3W masa tasarımının rengine yakın kırmızı, mavi ve kırık beyaz kullanılmıştır.

Çantanın İçindeki Eşyalar:

10 adet boş beyaz zarf, 10 adet A4 beyaz kağıt, çeşitli kalemler, ayna, yaratıcı düşünce ve diyalog üzerine seçilmiş iki kitap, ataç, pul

3W İstasyonlarının Bulundukları Alanlar:

Metro istasyonları, Tren İstasyonları, Havaalanları, Üniversite Kampüsleri, Şehirlerin Merkez Meydanları

3W kapalı hali

3W kapalı hali

3W acik hali

3W acik hali

Sanat Manifestoları 1909 vs 1918 Karşılaştırma

Sanat Manifestoları 1909 vs 1918 Karşılaştırma

GİRİŞ

İtalyan şair Filippo Tommaso Marinetti‘nin yayınladığı Fütürizm Manifestosu ve Tristan Zara’nın yayınladığı Dada Manifestosu bu çalışmanın iki ana karşıt kaynağını oluşturur.

Manifestolar performans sanatının bir parçası olarak ele alınabilir. Birçok manifesto yayınlanarak değil okunarak kamuya sunulmuştur. Bu haliyle ‘’eylem’’ içerir(performanstır). Sadece seçilen mekânda ve orada bulunan kişilere ilk ve son defa gerçekleştirildiği için de tamamen kendine has özellikler içeren performanslar olarak görebiliriz manifestoları. Kolektif bir hareket olmadan ‘’biz’’ diyerek söz söyleyen manifesto anlamsızlaşır. Manifestoda öne sürülen maddeleri destekleyecek ve arzulanan değişimi gerçekleştirecek sanatsal işleri ortaya koyamazsa bu tür metinler veya performanslar manifesto niteliğini yitirmeye mahkûmdur.  Manifestolarla birlikte özneleri olan ‘biz’ de parçalanmaya başlayacaktır. Manifestoların işlevselliği de eleştirilerle ortaya konur. Bütün bunlardan dolayı, manifesto verimlerinin değerlendirilmesi gereklidir. Burada sadece Manifesto başlıklı yazılardan söz etmek doğru olmaz; bazı resimler, heykeller ve çağdaş sanat eserleri de birer manifesto olarak okunabilir, incelenebilir. Sanat manifestolarının sunuşu ise ‘’1909 Fütürist Manifesto’’ ile başlar.

Manifestolar bir başka açıdan bakıldığında, altında imzası bulunan sanatçıların benimsedikleri anlayışın teorisini ortaya koyan metinlerdir. Bu metinler, bir grubun ortak görüşlerinin dışavurumu ve kendini kabul ettirme sürecinin başlangıcıdır. Manifestolar birleştirici bir işlev görmelerinin yanında, bir farklılaşmanın, kendi çizgisini diğer oluşumlardan ayırmanın da ifadesidir. Sanat manifestoları genel olarak kendinden önce gelen kuralları yıkmak, daha da özgür olmak veya DADA manifestosunda olduğu gibi tamamen sanata karşı hareketler de içerebilir.

Akımların sistemleştirildiği metinler olarak 19. yüzyılda Batı’da ortaya çıkan manifestolar, bizde daha çok edebiyat dergileri etrafında gelişmiştir. Türkiye tarihinde güçlü bir sanat manifestosuna rastlanmaz. Türk edebiyatının; sanatı hayata yaklaştırma, estetik dairesine çekme, gerçeklik düzleminde sorgulama, işlevsel kılma bağlamında çeşitli yönelimler gösteren manifestolar üretilmiştir. Fakat söylemindeki ‘’biz’’ etrafında yeterli üretim yapılamadığı için çok güçlü etkileri hissedilememiştir.

SANAT MANİFESTOLARI

Sanat manifestoları 20.yy da sanatın en sahici belgeleri olarak incelenme sebebidir. Manifestolara başvurmadan modernizm ve avangard’ı tartışmak doğru olmaz. Çağdaş sanatın bilinçaltının dışa vurumu olarak ele alabiliriz sanat manifestolarını. Manifestolar, başta felsefe, politika ve toplum olmak üzere sanatın ötesinde de çok güçlü etkilere sahiptir.

Manifestoyu biz ilk defa Fransız Devriminde görüyoruz. Özgürlük, eşitlik, kardeşlik gibi ilkeler bu devrimci hamlelerin şiiri oluyor. Komünistler, anarşistler, feministler, liberterler, cumhuriyetçiler! Ve kendi hayallerinin iktidarını talep edenler bunu manifestolarıyla duyurmuşlardır.

1871 Devrimi ertesinde iki ay kadar iktidarda kalacak olan komünist ve anarşistler Paris Komünü’nü ilan ederler. Gerçekçilik akımının öncüsü Courbet kültürün ve sanatın başına getirilir. İlk işi Napoleon’un heykelinin yer aldığı imparatorluk simgesi Vendome Sütunu’nun yıkılması için yapılan eylemi örgütlemektir. Bu hadise sanat ile devrim arasındaki sembolik bağın, sanatın gücüne duyulan güvenin bir göstergesidir. Önceden teokrasinin ve aristokrasinin hizmetinde olan sanat, ‘’toplum’’un keşfedildiği modern çağda artık onun hizmetine girmiştir. Toplumsal ayaklanmaların ve onların edebiyatını oluşturan manifestoların umudu sanat olmuştur.

Ütopyaları incelemeden manifestolardan söz etmek yeterli olmaz. Manifestoların kaynağı ütopyalardır. Sözlük anlamında ütopya: gerçekleştirilmesi imkânsız tasarı veya düşünce olarak tanımlanır. Bu açıdan bakıldığında arzu edilen toplum, yaşam, siyaset, sanat veya konu ne olursa olsun hep ideal olan talep edilmiştir tıpkı manifestolardaki gibi. Her manifesto etrafında toplanan grup için gelecek idealidir ve ütopiktir. Örneğin; Fütürist Manifesto savaşı bir temizlik aracı olarak görür ama ortak akıl bunu hiçbir zaman kabul etmez.

Sanatın büyük toplumsal dönüşümlerdeki öncülüğü üzerinde en fazla duranlar Saint Simon(1760-1825), Fourier(1772-1832), William Morris(1834-1896) gibi romantiklerin sosyalist ütopyalarıdır. Saint Simon-Organik Toplum adlı ütopik eserinde Sanat ile Sanayinin kaynaştığı toplumu hayal eder. Fourier’in hayalî toplumunda ise, toplumsal formlarla, estetik formlar özdeş olmalı ve örtüşmelidir. Böylelikle estetik ve toplumsal armoninin yaratıcısı olan sanatçı, Tanrı mertebesine getirilir. William Morris- ‘’hiçbir yerden haberler‘’ eseri ile sanayiye karşı sanatı ve zanaatı savunur. Diğer romantikler gibi Gotik Mimarlığa hayrandır. Endüstriyel toplum düşmanı olmasına rağmen estetiği makineleştiren, sanatı endüstrileştiren rasyonalist avangardın manifestolarında referans olarak verilir.

19.yy ütopyalarının temelindeki sanat-sanayi diyalektiği, 20.yy avangardının iki kampa bölünmesinde kendini gösterdi. Bir kısım akla(konstrüktivist), diğeri hayal gücüne öncelik verir.

Manifestoların modernliğe, aydınlanmaya, kısaca burjuva beğenisinin bayalığına meydan okuyan, devrimci, ütopyacı ruhunun kaynağında romantizm vardır.

Sanat manifestoları yoğun olarak Birinci Dünya Savaşı ertesinde ortaya çıkar. Manifesto çığırını açan metnin savaştan önce 20 Şubat 1909’da Paris Le Figaro gazetesinde yayınlanan ‘’Fütürist Manifesto’’ olduğu varsayılır. Fütüristlerden önce hareketlerini bir manifesto ile duyuranlar ise Sembolistlerdir. Jean Moreas’ın yazdığı ‘’Sembolist Manifesto’’ 1886’da yayınlanır. Marinetti’nin de başta bir sembolist şair olduğu ve modernist edebiyatın Baudelaire, Flaubert gibi kurucularının sembolizm’le olan ilişkileri hatırlanırsa bu akımın manifesto formuna damga vurduğu söylenebilir. Gerçekten de sembolizmin imgeselliği, gerçeklikle meselesi ve sözcükleri anlamlarından kurtarıp özgürleştirmesi, manifesto formunda etkili olmuştur.

AVANGARD MANİFESTOLARIN ORTAK TEMALARI

Bu öncü sanat manifestolarını oluşturan temalar altı ana unsur etrafında toplanır.

  • Ütopya/Devrim
  • Şiddet
  • İntihar
  • Nihilizm
  • Arzu/Erotizm
  • Kamu Karşıtlığı

Ütopya/Devrim

Komünizm hayalini 19.yy modern siyasetine sokan başlıca mecra, ütopya edebiyatıdır. Gerek antik ütopyalar (Platon-Devlet) (Hippodamus-Kominal Kent), gerekse modern ütopyalar(Thomas More-Ütopya-1516) birtakım komünal cemaatler hayal ederler. Ütopya ‘’umut ilkesine’’ bağlıdır. İnsanların bir mucize, bir alt üst oluş sayesinde özgürlüklerine kavuşacağı ümidi yayılır, böylece hayat sanata dönüşecektir. 1918 Kasım devrimi sırasında Almanya’da ekspresyonistler ve 1968 Paris işgallerinde sitüasyonistler, sovyetlerin kurulmasına önayak olurlar.

Şiddet

Avangard sanatın son mirasçısı sayılan sitüasyonistlerin önderi Guy Debord ‘’yıkıcılığın estetiğidir’’.  Avangard manifestolardaki çağrılar yıkım ve şiddeti estetik olarak görürler. Sürrealizmin Politik Pozisyonu başlıklı manifestosunda Breton şiddet üzerinde durur ve şiddetin sanatın enerjisi olduğunu açıklar. Stockhausen ‘e göre ikiz kulelere düzenlenen saldırı bir performanstır ve bütün kozmosun en muhteşem sanat eseridir. Paul Virilio ise Sanatın Kazası adlı kitabında ikiz kule saldırıları için ‘’teknolojinin, kazanın ve sanatın’’ birleştiğini yazar.

İntihar

İntihar, avangardın soluduğu havayı üreten metropolün, onun cehenneminin bir sonucudur. Dada ve sürrealizm nezdinde intihar, açık ya da gizli, onların birçok manifestosuna sinmiş olan nihilizmin bir yansımasıdır. Nihilizm sanatın varlığı kadar, sanatçının varlığını da sorunsallaştırır. Bunu en iyi açıklayan Tristan Tzara ile Andre Breton’u etkileyen dört arkadaşlarının intiharıdır.

Bu dört arkadaşlarından biri Arthur Cravan(1887-1918) Maintenant dergisi onun bir tür manifestosudur ve savaş sonrasında yayınlanacak Dada dergilerinin ve manifestolarının öncüsü sayılır. Julien Torma(1902-1933) Patafizikçidir. Metafiziğin ötesine geçen bilimler bilimi olarak adlandırılır. Modernlik yergisidir. Makinelerle uğraşmalarından dolayı Duchamp, Picabia, Ernst gibi sanatçılarda patafizikçidir. Bilimle ve sanayiyle alay ederler. Jacques Vache(1895-1919)Cravan gibi kendisini ve başkalarını çevresine sürekli farklı kimliklerle tanıtır.

Nihilizm

‘’DADA hiçbir anlam taşımaz’’ veya ‘’DADA hiçlik anlamına gelir ‘’ Tzara’nın 1918 Dada Manifestosu bu hiçliği vurgular.

Arzu/Erotizm

Manifestolarının kilit kavramlarından biri ‘’arzu’’dur. Arzuların özgürlüğü, arzuların iktidarı her zaman ön plandadır. Bunun için Guy Debord ‘’arzularımızın eylemlere dönüştürülmesinden’’ bahseder. Arzular ihtiyaçlara indirgenmiş anlamından sökülmeli, düşünce ve eylemle özdeşleşmelidir. Sürrealist metinlerde de arzu, tutku ve aşkla kaynaşır. Ve insanı baştan çıkaran her şey gibi arzu da dişildir.

Kamu Karşıtlığı

Breton ikinci sürrealizm manifestosunda ‘’kamunun onayından veba gibi kaçılmasını’’ öngörür. Kamu, Tzara’nın 1918 manifestosunda ‘’nefret’’ ettiğini söylediği ‘’sağduyu’’nun ve avangardın boğuştuğu gerçekliğin temsilidir. Kamuyu hiçe sayınca, avangard manifestolar kime seslenebilir? Herkese, bütün insanlığa seslenir.

FÜTÜRİST MANİFESTO HAKKINDA

İtalya’da ve İtalya dışında yayınlanacak sayısız fütürist manifesto arasında muhakkak ki şair Marinetti’nin ‘’Fütürizm Kurucu Manifestosu’’nun yeri ayrıdır. O yalnızca fütürist hareketin değil, bütün sanat manifestolarının yolunu açan bir hamle sayılır. Ancak sahip olduğu bu önem, içeriğinden çok, edebi formundan, kışkırtıcı üslubundan ileri gelir. Modernliği ve onun türevleri olan hızı, endüstriyel üretimi, makineleri, reklamı; ayrıca savaşı ve kadın düşmanlığını yücelttiği için, romantizmden beslenen ve modernliği sorgulayan avangardla değil, rasyonalist avangardla bağlantılıdır.

DADA MANİFESTOSU HAKKINDA

1918 yılında Tristan Tzara tarafından DADA manifestosu yayımlanır.  Birinci dünya savaşı öncesinin ruhunu yansıtan fütürizmin, modernliğin savaşla yücelmesine ilişkin bir heyecan uyandırdığı söylenebilir. Savaş sonrasına ait DADA ise, savaşın dehşeti karşısında modernliğin, uygarlığın ve giderek sanatın iflasını ifade eder. DADA performansları Münih ve Berlin kafelerinde ekspresyonist çevrelerde başlar. Kuruculardan Hugo Ball ve Emmy Hennings çiftinin savaştan kaçarak Zürih’e yerleşmeleriyle ünlü Voltaire Kabaresi’ne taşınır. Daha önce Symbol grubunu kuran ve aynı adla bir dergi yayınlayan Tristan Tzara, 1915’te Bükreş’ten Zürih’e göçer ve Voltaire kabaresindeki DADA gösterilerine katılmaya başlar. İlk DADA manifestosu, Hugo Ball’un 1916 yılında Kabaresinde okuduğu ve kendi yazdığı manifestodur. Ancak, Tzara’nın yönetimindeki DADA dergisinin üçüncü sayısında yayınlanan 1918 Manifestosu hareketin ‘kurucu’bildirisi sayılır. Metinde yer alan çizimler Francis Picabia’ya aittir. Picabia DADA sanatçıları arasında en aykırı, nihilist ve en şiddetli ‘sanat düşmanı’ olanıdır. Zaten çevresinde en iyi anlaştığı kişi Arthur Cravan’dır. Kendisinin ilk Dadaist olduğunu savunur. Breton 1922 yılında yazdığı ‘’Dadadan Sonra’’ makalesinde gerçekten de Tzara’ya gelene kadar Dada’nın ilkelerinin en önce Picabia ve Duchamp tarafından belirlendiğini öne sürer. Sanatçının ‘’Yamyam Manifestosu’’yla aynı yıl okunan ‘’Dada Manifestosu’’nu Dada ruhunun ilk uyanışları kadar, Picabia’nın nihilizminin ve anti-art hırçınlığının belgesi saymak gerekir.

SONUÇ

Çalışmama konu olan iki ayrı manifesto yayınlandıkları dönemler açısından farklılık gösterir. Fütürist manifestonun birinci dünya savaşından önce taraftar toplaması, DADA manifestosunun da bu acı savaşın etkilerinden doğmuş olması tesadüf değildir. Savaşın yıkıcı etkisi yenidünyanın şekillenmesinde ve sanat hareketlerinde sanayi ve makineyle dalga geçen öncü Duchamp gibi çağdaş sanatçıları ortaya çıkarmıştır. Sanatın toplumu etkilediği kadar, toplumunun iç dinamiklerinin ve dönem insanlarının hayata bakış açıları da sanat hareketlerinin başlamasında etkileri olmuştur.

Birer performans olan bu manifestolar tehlike, cesaret, saldırganlık, hız, öfke, yıkım ve anarşizm ortak öğelerini oluşturmaktadır. DADA’ların Fütüristlerden ayrıldıkları iki önemli nokta; fütüristlerin şekilciliğine ve savaş yanlısı söylemlerine karşı olmalarıdır. İki manifesto da sanatsal ürünler ve toplum hareketleri açısından birçok ilki gerçekleştirmiştir. Yayınlanan ilk sanat manifestosu olan Fütürist Manifesto öncü sanat hareketlerini ve performans sanatını başlattığı gibi, döneminde dünyanın birçok yerinde bir çok farklı sanat alanında fütürist manifestoların yayınlanmasını sağlamıştır.

İki ayrı manifesto da çağdaş sanatın temellerini oluşturmaktadır. Sanatta özgürleşmenin, klasik sanat anlayışının karşısında durmak istemelerinin ve belli kalıplardan sanatı ve sanatçıyı kurtarmak istemeleri manifestoların ruhundaki devrimciliği şiddetli hale getirmiştir. Ancak bir devrimle herkes sanatçı olabilirdi ve bir zümreye ait olan bir etkinlik olmaktan çıkabilirdi. Şu an hepimizin farklı tanımladığı çağdaş sanat, manifestoların istediği özgürlüğü getirmiştir. Artık her şey sanat olabilir, belli kurallara ve tanımlara bağlı değildir.

KAYNAKÇA

  • Ali Artun, Sanat Manifestoları Avangard Sanat ve Direniş, İstanbul: İletişim, 2010
  • Lawrence Rainey, Christine Poggi, Laura Wittman, Futurism:an anthology, New Haven: Yale University Press, 2009
  • RoseLee Goldberg, Performance art: from futurism to the present, New York: Thames&Hudson, 2011
  • Julian Stallabrass, Sanat A.Ş. Çağdaş Sanat ve Biennaller, İstanbul: İletişim, 2013
  • Ali Artun, Nursu Örge, Çağdaş Sanat Nedir?, İstanbul: İletişim, 2014
  • George Monbiot, The age of consent: a manifestofor a new World order, İstanbul: 2006

22.05.2015

Melekler ve Girişimciler

Melekler ve Girişimciler

Gelecekçi bir bakış açısına sahibim. Bu şekilde yaşamanın, bireyleri ve toplumları uluslararası alanda öne geçirdiğini, hepimiz gözlemleyebiliyoruz. Geçmişi düşünün ve bugün hayatımızda kullandığımız şeyleri, gittiğimiz yerleri inceleyin; son 10 yıldaki değişimi hemen anlayacaksınız. Facebook’la bilgi üretiyoruz; Google’la dataları yönetiyoruz; aplikasyonlarla hayatımızı kolaylaştırıyoruz; Starbucks’ta çalışıyoruz. Tüm gelecekçi hayallerin ABD’den geldiğini düşünmeyin, Güney Kore bu konuda tartışmasız bir lider olma yolunda. Tüm bu ürünler girişimci ruhların eseridir ve tabi girişimci olmak ise, hayal dünyasının dış dünyaya yansımasıdır.

Her gün birçok yazı okuyoruz; girişimci olmanın 5 kuralı, yaratıcı olmanın 7 önemli adımı… Bu tür yazılar hayal etmeye başlamak ve yol haritası çizmek için güzel başlangıçlar. 21. yüzyıl, tartışmasız girişimcilerin olacak. Fikirleri yazıp çizmekle olmaz, diyorsunuz haklı olarak, bir de yatırım bulmak gerekiyor. Doğru kişiyi hayallerinize inandırmak, başkalarını hayallerinize yatırımcı almak-fon bulmak çok kolay değil belki. Yatırımcıların çok fazla zamanı yok, çoğu zaman yatırımcılarla bağlantı kurmakta zorlanıyorsunuz. Zamanı kısıtlı olan ‘’melek’’ yatırımcılara proje fikirlerini sunmak isteyenler için bir çok stk veya çalışma grubu destek veriyor. Profesyonel destek alın derim.

Gelecek Hakkında Zihin Jimnastikleri

Gelecek Hakkında Zihin Jimnastikleri

Geleceği hiçbir zaman bilemezsiniz; ancak gelecekte olası senaryoları tasarlar ve bugün o senaryolar için hazırlık yapmaya başlarsınız.  Gelecek senaryolarını masanızın üstünde duran farklı gözlükler gibi görün, hangisini takarsanız o bakış açısıyla hareket edersiniz. Bugünlerde en çok ihtiyacımız olan da bu. Geleceğini tasarlayan kişiler ve milletler dünya tiyatrosunda söz sahibi, yönetmen konumunda olabilir.

Biraz zihin jimnastiği yapmak istiyorum; gelecekte neler olabilir ve biz farklı neler yapabiliriz?

  • Şirketler fiziki binalarından ayrılacak, uzaktan çalışma yaygınlaşacaktır. Paylaşımlı ofis alanları artıp, cafe zincirlerinin yerini alacaktır.
  • X kuşağı yerine yönetici olarak gelecek Y kuşağı sistemlere yeni bir bakış açısı getirecektir. Büyük bir değişim bizi bekliyor.
  • Geçerliliğini yitirmiş üniversite bölümleri kapatılacak. Gelecekte oluşacak yeni meslekler için akademiler kurulacaktır. Siz de üniversite yönetimlerine yenilikçi fikirlerinizi sunun.
  • Anlaşılan hava koridorlarında artan rekabet, kara taşıtlarından çok uçakları kullanmamızı sağlayacak. Yani zamandan kazanan insan, daha çok üretecek demektir.
  • Fiziki paranın yerini online ödeme sistemleri alacak. Sistem Güvenliği Uzmanlığı ve Bilişim Hukukçuluğu Z neslinin gözde meslekleri haline gelecektir.
  • Tüm yaşam alanları, yenilenebilir güneş enerjisi kullanımına yönelecektir. Enerji sektöründe olmak istiyorsanız pratik çözümler bulun.
  • Mantar gibi çoğalan ve yanlış konumlandırılan AVM’ler farklı amaçlar için yeniden düzenlenecektir. Siz de bir şeyler planlayın!
  • Görünüşe göre, İstanbul boş bina ve daire çöplüğüne dönecektir. Bu hale gelmemesi için girişimciler bir çözüm bulmalılar.
  • Tüm yaşam alanları, yenilenebilir güneş enerjisi kullanımına yönelecektir. Enerji sektöründe olmak istiyorsanız pratik çözümler bulun.
  • Ekonomik sistemler 2007 krizi ile yıkıldığına göre ve dünya hala bunun sancısını yaşadığına göre yeni bir ekonomik sistem kapıda. Üniversite iktisat bölümleri eskimiş teorileri yenisiyle değiştirmeye hazırlanmalı.
  • Bugün internet dünyasında dev olan Facebook, Twitter vb. yerini başka bir fenomene bırakabilir ya da gelecekçi olan bu şirketler kendilerini yepyeni formatla bize sunabilirler. (Hatırlayın daha önceki paylaşım siteleri Facebook’un gelmesiyle kayboldu)

Birbiriyle ilişkisi olmayan zıt düşünceler yaratıcılıkta önemli rol oynar. Siz de gelecek hakkında çalışmaktan vazgeçmeyin. Daha doğrusu geçmişi doğru irdeleyip, bugün, yarını düşünmekten vazgeçmeyin.

Fütürist Çalışma Yöntemleri

Fütürist Çalışma Yöntemleri

Gelecek her zaman belirsizdir ve fütüristlerin amacı gelecekte ne olacağını tahmin etmek değildir. Gelecekte ne olması gerektiği hakkında uzgörüler çıkarmak bunları belirli methodlar üzerine dayandırarak araştırmak ve açıklamaktır.

Geleceğimizi yaratmanın daha da önemli olduğu bir dönemdeyiz. Daha önceki yazılarımda da konu ettiğim gibi, senaryoyu yazmazsanız yaratılan/dayatılan geleceğin ancak oyuncusu olursunuz.

Olumlu gelecek tasarımı için bir adım bile atan herkes Fütürist olmak için adaydır. Belki de birçoğunuz kendinize bu ismi vermemiş olsanız da fütürist olarak yaşıyorsunuzdur. Bu yazımda uygulayabileceğiniz bazı fütürist yöntemlerden bahsedeceğim.

Kullanacağınız yöntemler rasyonel, deneysel ve bilimsel olmalıdır. Aksi takdirde kahinlerden bir farkınız kalmaz. En önemli anahtar ise hayal gücüdür. Hayal gücünüzü kullanmadan tüm yöntemleri de kullansanız ortaya farklı bir şey çıkarmak mümkün olmayabilir.

Bir fütüristin analitik süreci 5 adımda ortaya çıkar;

1-seçilen konu hakkında güncel bilgilerle bir çerçeve oluşturur

2-konunun geleceği hakkında tarama yapar ve belirli göstergeler bulur

3-konuyu detaylıca açıklar, olası geleceği tanımlar

4-olasılıkların çeşitliliği ile bir vizyon çalışması yapar

5-istenilen olumlu geleceği yaratmak ve uygulamak için planlama yapar.

Yöntemlerden bazıları;

Beyin Fırtınası: kuracağınız küçük bir ekiple kreatif düşünerek yeni fikirler ortaya çıkarabilirsiniz. Olasılıkları, fırsatları ve riskleri tanımlamak için uygulanabilir bir yöntem.

Oyunlaştırmak: ortaya çıkarmak istediğiniz bir tasarımda gerçek dünyanın simülasyonunu yapabilir ve insanların rollerini değiştirerek farklı sonuçlara ulaşabilirsiniz. Bu çalışmayla farklı taktikler belirleyebilirsiniz.

Tarihsel Araştırmalar: geçmişte olan olayları bugünkü gelişmeler ışığında inceleyin ve elinizdeki bilgiler ışığında belirli tahminlere varın.

Modelleme: belirli kriterleri baz alarak gelecekte olabilecek farklı senaryoları modelleyin.

Senaryolaştırma: planlama amaçlarınıza göre yukarıdaki yöntemleri de kullanarak senaryolar oluşturmalısınız. Tüm senaryolar için belli bir format kullanmalısınız. Bir konu hakkında en fazla 4 senaryo üretmeniz önerilir.

Trend Gözlemleme:  konunuz hakkında toplumda ya da dünyada önemli karar vericileri düzenli aralıklarla takip edin. Örneğin ekonomi ile ilgili senaryolar hazırlıyorsanız ihtiyacınız olan bazı göstergeleri takip etmelisiniz, işsizlik rakamları gibi.

Yöntemlerden bazılarını ilk adımınız olması için çok kısaca yazmaya çalıştım. Konu hakkında bilginizi arttırmak için google’a sorabilirsiniz, yayınlanmış bilimsel makaleleri okuyabilirsiniz. Bunun dışında Kadir Has Üniversitesinde Fütüristler Derneği ile birlikte düzenlenen Fütürizm Okuluna da katılabilirsiniz. Ayrıca, yurtdışında gelecek çalışmaları üzerine yüksek lisans programları mevcut. Online yüksek lisans şansları da var. Houston üniversitesi bunların örneklerinden birisidir.