Toplumsal İktidar Kaynakları Olarak Zaman ve Mekan

Giriş
Zaman ve mekân kavramlarının birbirleri ve diğer faktörlerle olan ilişkisini incelemeye başlarken 20.yy’ın ikinci yarısının ekonomi dünyasını incelemek gerekir. İki büyük dünya savaşının ertesi hızlı büyüyen ve refah getiren fordist ekonomi, 1973 sonrası ekonomik daralmanın ortaya çıkması ve kapitalizmin yeni bir kriz içerisine girmesiyle yeniden sorgulanmaya başlamıştır.

Üretim sistemlerinin makineleşmesi ve insan gücüne dayalı, daha az çıktısı olan işler yerine arz’ı arttırabilecek sanayinin kurulması, kapitalist sistemin de başlangıcını oluşturur. Arz – talep dengesinin sürekli bozulması, bu sistemi her tıkanma sırasında kendi içinde bir çözüm üreterek evrelere bölmek zorunda kalır. Dinamik ve dolayısıyla istikrarsız olan kapitalist sistemin her geçiş döneminde kendi içinde bir düzen üretmesi gerekir ve bunu alışkanlıklar, politik uygulamalar ve kültürel biçimler üzerinde yoğunlaştırır.

Kapitalist bir düzende, sistemin ayakta kalabilmesi için başarıyla çözüme ulaştırılması gereken başlıca iki sorun alanı mevcuttur. Bunların birincisi, fiyat belirleyen piyasaların anarşik doğasından kaynaklanır; ikincisi ise, üretimde değer katılmasını, dolayısıyla mümkün olduğu kadar çok kapitalistin pozitif kar elde etmesini güvence altına almak üzere emek gücünün kullanımı üzerinde yeterli bir kontrol sağlanması ihtiyacından kaynaklanır. (harvey,2012)

Zaman mekân arasındaki ilişkilerde etkili olacak en önemli durumlardan birisi emek gücünü sermayenin denetim altına alma çabasıdır. Fiziksel ürün ve bilgi üretilmesine katkı sağlayan emek gücünü denetlemenin en kolay yollarından birisi mekânı buna göre düzenlemek olacaktır. Fabrikaları, çalışma ortamlarını her dönem kendi dinamiği içinde farklı şekillerde tasarlanmış olarak göreceğiz. İnsanın tasarım gücüne dayanmayan, fabrika bandında üretim sistemini getiren Ford, insanların birbirini denetleyeceği açık ofis ortamlarını yaratan Frank Lloyd Wright, günümüzde yaratıcılığı ve girişimciliği desteklemek adına yeniden tasarlanan eğlenceli ortak çalışma alanları(coworking spaces), üretim ve satış mekanizmalarının kodları düzenlenmiş bilgisayar programlarına bağlı sanal olması, her dönemin kendi mekân tasarım örneklerini getirdiğinin göstergesidir. Örneklerle beraber diğer bölümlerde bunları daha detaylı inceleyeceğim. Sanal mekânları da inceleme konusuna dâhil edeceğim.

İşçinin kapitalist üretime toplumsal entegrasyonu, fiziksel ve zihinsel kapasitenin çok geniş bir zeminde toplumsal denetimi anlamına gelir. Genel eğitim, mesleki eğitim, ikna(çalışma etiği, şirkete bağlılık, ulusal ya da bölgesel gurur türünden) psikolojik eğilimlerin her biri kapitalist düzenin emek gücü üzerinde denetimi için her biri ciddi bir rol oynar.(harvey,2012) 

Savaş sonrasında 1945’ten 1973’e kadar süren uzun canlılık döneminin temelinde, emek üzerinde belirli bir denetim pratiğinin bir teknolojik bileşimin, tüketim alışkanlıklarının, politik-ekonomik iktidarın belirli bir biçimlenişinin yattığı ve bu biçimlenişe Fordist-Keynesçi denmesi
makuldür.(harvey,2012)

Tüm bu bilgiler ışığında çalışmamı sırasıyla; fordizm, fordizm sonrası esnek birikim, zaman – mekan ilişkileri ve bunların iktidar güçleri ve günümüzde çalışma alanları ile olan ilişkilerini farklı kaynakları ve kişileri referans alarak açıklamaya çalışacağım.

Fordizm
Fordizmin ortaya çıkışı 1914 yılı olarak kabul edilmektedir. Henry Ford’un otomobil montaj hattı kurup çalışan işçilere de çabalarının karşılığı olarak sekiz saatlik bir iş günü için beş dolar ücret vermeye başladığı dönem sembolik olarak bu akımın başlangıcı sayılır.

Ford’a özgü olan şey vizyonuydu: kitle üretiminin kitle tüketimi, emek gücünün yeniden üretiminde yeni bir sistem, emeğin denetiminde ve yönetiminde yeni bir politika, yeni bir estetik ve psikoloji, kısacası, rasyonelleştirilmiş, modernist, popülist yeni tür bir demokratik toplum demek olduğunu açıkça görmesiydi.(harvey,2012)

Yeni tip modern insan, üretilen ürünleri tüketerek sermayeye kapitalin dönüşünü hızlandırmalıdır. Modern yeni insan tipinde alışverişin teşvik edilmesi için yapılan şeylerden birisi zaman içindeki bazı dilimleri özel kılarak bu dönemlerde alışverişi hızlandırmaktır. Tüketim hızını arttırmak için alışverişin bir cazibe merkezi olması gerekmektedir. Zamanı belli dilimlere bölerek çalışma saatlerini ayarlamak ve çalışmaktan arta kalan zamanı da değerlendirmek için tiyatro, sinema, müzikal, opera, müze ziyaretleri vb. sosyal faaliyetleri geliştiren sistem, alışveriş için de senenin belli günlerinde toplumu kümeleyerek hediye alma alışkanlığını da geliştirmiştir. Zamanın gücünün, alışveriş için günümüzde değeri çok yüksektir. Üretilen malların dolaşım hızını etkileyen en temel güçlerden biridir.

Fütürizm akımının manifestolarında üzerinde ısrarla durduğu ‘’hız’’ kavramı yeni tip modern hayatın en önemli öğesi olmuştur. Kapitalist sanayi sisteminin ayakta kalması ürünlerin devir hızına bağlıdır. Hızı arttırabilecek tüm mekânsal öğeler ve mekânlar bununla beraber şehirler yeniden tasarlanmıştır. Ürünlerin dağıtımı için ulaşım araçlarının geliştirilmesi ve dağıtım hızının arttırılması hayati önem arz ediyordu ve şehirlerdeki yollar, havaalanları ve limanlar buna göre tasarlanmaya başlamışlardı.

Fordizm yeni tip insan modelinin yalnızca ilk aşamasıydı. Kendi çıkmazlarına sürekli çözüm bulmak zorunda olan kapitalist düzen zaman ve mekân aracılığıyla yeni tip insan modelini dönemlere göre şekillendirmeye devam ediyor. Moda bu durumun en tipik incelenebilir örneğidir. Her yıl değişen alışkanlıklar ve reklamların gücü tüketim kültürünü şekillendiren en önemli unsurlardan biri olarak görülebilir.

Ford yeni tür toplumu büyük şirketlerin şekillendirmesi gerektiğine inanıyordu. Belli bir zaman dilimi için ödenen ücretin Fordist ekonomideki önemi insanların tüketmek için yeterli bir gelire ve boş zamana sahip olmalarını sağlamayı hedefliyordu. Kitle üretiminin yarattığı ‘’yeni insan’’ın sermayenin
ihtiyaçlarına ve beklentilerine uygun olabilmesi için ahlaki bakımdan dürüstlüğe, iyi bir aile hayatına, aklı başında (yani alkol tüketiminden kaçınan) ve rasyonel bir tüketim kalıbını uygulayacak kapasiteye sahip olmasını sağlamak amacıyla çoğu göçmen olan ‘’ayrıcalıklı’’ işçilerinin evlerine bir sosyal hizmet uzmanları ordusu gönderiyordu. (harvey,2012) Bu deney çok uzun sürmedi ama salt bu deneyin yapılmış olması bile, fordizmin ortaya çıkaracağı derin toplumsal, psikolojik ve politik sorunların habercisiydi.

Ford büyük şirketlerin gücünün toplumu düzenlemesine o kadar inanıyordu ki, büyük depresyon başlar başlamaz, ücretleri arttırdı. Ücret artışının efektif talebi arttırarak piyasayı canlandıracağına ve iş dünyasının güvenini pekiştireceğine inanıyordu. Ama rekabetin zorlayıcı yasaları heybetli Ford’tan bile daha güçlü olduğundan işçi çıkarmak ve ücretleri düşürmek zorunda kaldı. Ford 1930’lu yıllardaki bu sonucun önüne geçmek için işçilerini kendi geçimlik ihtiyaçlarının büyük bir bölümünü üretmeye sevk etmek istemişti. İşçiler boş zamanlarında bahçelerinde sebze
yetiştirmeliydiler. Kendi başının çaresine bakmak, iktisadi depresyonla başa çıkmanın tek yoludur derken Ford ,Frank Lloyd Wright’ın Broadacre City için hazırladığı planlara damgasını vuran, kontrollü, insanı toprağa dönüşe çağıran ütopizme güç kazandırmış oluyordu. Talebi canlandıran temel unsur, kendi başının çaresine bakma önerisinin içerdiği şeylerden ziyade, Wright’ın modernist anlayışında örtük olarak var olan ‘’alt kentleşme’’ ve nüfusun ve sanayinin çevreye doğru yayılması olacaktı. Mekânın gücü hızlı yapım tekniklerinin de gelişmesiyle zaman baskısının daralması, toplumun yaşayış biçimlerinin kapitalist düzene göre şekillenmesi açısından hız kazanmıştı
.

Batı Avrupa sendikalarının ‘’Ruskin ve Morris’’ döneminde olduğu gibi emeğe değer veriyor olmasından kaynaklı Taylorist ve Fordist ekonomileri reddediyordu ama diğer tarafta Lenin bu yeni ekonomik politikayı övüyordu. ABD’de birçok sektörde kullanılmaya başlanan montaj hattında kitle
üretimi teknolojisi savaş yıllarında Avrupa’da çok az gelişmişti. İkinci dünya savaşı öncesinde Avrupa otomobil sanayii seçkin tüketiciler için yüksek kalite arabalar üreten, yüksek vasıflı işçilere dayanan bir zanaat sanayii olarak kalmıştı, Fiat fabrikası dışında. 
Mekânların tasarlanmasında önemli bir yeri olan Le Corbusier ise bir yandan modernizm yanlısı söylemlerde bulunuyor bir yandan da otoriter rejimlerle içli dışlı oluyordu. (Mussolini ve Fransa da Vichy rejimiyle)

Savaş arası yıllarda Fordizm’in yayılması çok da kolay olduğu söylenemez. Savaş sonrası yıllarda daha uygulanabilir hale gelecekti ve savaşın getirdiği ekonomik yıkım için bir umut olacaktı. Devlet yetkilerinin doğru biçimlendirilmesi ve kullanılması sorunu ancak 1945’ten sonra çözüme kavuşacaktı. Bu da Fordizmin bütünüyle olgunlaşmış ve özgül bir birikim rejimi olarak ortaya çıkmasını sağlayacaktı. Fordizm bu niteliğiyle o andan başlayarak 1973’e kadar büyük ölçüde ayakta kalan uzun canlılık döneminin zeminini oluşturdu. Böylece bu dönemde; hayat standartları yükseliyor, kriz eğilimleri kontrol altında tutuluyor, kitle demokrasisi korunuyor ve kapitalistler arası savaş tehlikesi uzaklaştırılıyordu.(harvey,2012) İkinci dünya savaşı sırasında aşırı derecede rasyonalizasyona tabi tutulmuş teknolojilere dayalı bir dizi sanayi dalının yükselişi fordist ekonominin zeminini
sağlamlaştırmıştır. Böylece otomobil, gemi yapımı, ulaştırma teçhizatı, çelik, petrokimya, lastik, elektrikli tüketici malları ve inşaat iktisadi büyümenin motor güçleri oldular.

Sinemanın gelişmesiyle de zaman ve mekân üzerindeki kısıtlayıcı baskı kalktığında ve savaş sonrası oluşan barış döneminde insanları şekillendirmek için tüm dünyada aynı anda gösterime giren filmler satın alma alışkanlıklarına ve yaşam tarzlarına çok daha hızlı müdahale edebiliyor, kapitalist sistemin kriz eğilimlerini denetlenebilir hale getiriyordu.

Emek gücünün kontrol altına alınması fordist ekonomi için hayati önem taşıyordu, bu sebeple 1952 yılında çıkarılan Taft-Hartley yasası aracılığıyla sendikalar katı bir yasal disiplin altına alınacaklardı. Böylece sınıf ilişkilerinde fordizme elverişli, görünüşte yeni bir temel oluşturabilirdi. Bunun yanında hükümetler sosyal sigortayı, sağlığı, eğitimi, konutu ve benzeri alanları kapsayan harcamalar aracılığıyla toplumsal ücreti güçlü bir biçimde destekleyecek adımlar atıyordu. Savaş sonrasının fordizmi yalnızca bir kitle üretimi sistemi olarak değil, daha çok bütünsel bir yaşam tarzı gibi ele alınmalıdır. Kitle üretimi, kitle tüketiminin yanı sıra ürünün standartlaşması demekti; bu ise yepyeni bir estetik ve kültürde bir metalaşma demekti.

Tasarımın standartlaştırılması savaşın açtığı yaraların hızla sarılması açısından Avrupa ve Japonya tarafından hızla hayata geçirildi. Böylece 1940’lı yıllara kadar ABD dışında ağır gelişen fordizm dünyada kabul gören bir sosyo ekonomik yöntem oldu.

Savaş sonrası yeni enternasyonalizm bir dizi başka faaliyetleri de hayatımıza sokacaktı: bankacılık, sigortacılık, hizmet sektörü, oteller, hava limanları, turizm. Şu an hayatımızın çok normal birer parçası olan bu faaliyetler günümüzün çalışma alanlarını da şekillendiriyor.

İkinci dünya savaşı sonrası ilerleme hızının artması, fordist ekonomi içinde çalışanlar ile dışında olanlar arasında bir sosyal sınıf ayrımı oluştu. Sermayenin yarattığı yeni işçi sınıfının ulaştığı paraya ulaşamayan halkın diğer kısımları sivil haklar hareketini başlatacaktı. Kadının fordist ekonomideki yerinin tasarlanmış haline karşı çıkan gruplar feminist hareketi başlatacaklardı. Fordizm ve Keynesçi devlet yönetimi, rasyonelleşmiş tasarım alanında gri suratlı fonksiyonalist bir estetikle(yüksek modernizm) birlikte anılır oldu. Alt kentlerin renksizliğini ve kentlerin iş merkezlerinin monolitik anıtsallığını eleştirenler(örneğin Jane Jacobs), yukarıda gördüğümüz gibi, bir dizi kültürel hoşnutsuzluğu dile getiren gürültülü bir azınlıktılar.

Fordizmden Esnek Birikime
Avrupa ve Japon ekonomilerinin 1960’lı yıllarda iç pazarlarının doygunluğa ulaşmasıyla ürün fazlaları için ihracat pazarları yaratılması çabası başlamıştı. Sendikalaşmanın olmadığı ülkelerde fordist üretimin başlaması(işçiliğin gelişmiş ülkelere göre çok daha ucuz olduğu yerler) piyasaları daraltmaya başladı. Tasarımın standartlaştırılması ve ürünün üretilmesinde insan faktörünün katkısının yüksek bir derecede azaltması üretim tekniklerinin hızlı yayılmasına ve talep edilen standart ürünlerin dünyanın birçok yerinde üretilmesine olanak sağlamıştır. Makineleşme arz fazlasına neden olacaktı. Fabrikaların büyük ve hantal olarak tasarlanması yerlerinin değişimini zorlaştırmış, ekonominin hareket kabiliyetini azaltmıştır. Esneklik sağlayacak tek araç para politikası olarak görülecek ve ekonomiyi istikrarda tutmak için gereken süratle para basmak gerekecekti. Dalgalı kur rejimi kapitalist rejim için geçici bir çözüm olacaktı.

Toplumsal İktidar Kaynakları Olarak Zaman ve Mekân üzerinden Ortak Çalışma Alanları
Zaman ve mekân toplumsal eylemden bağımsız değildir. Toplumsal iktidar bağı para, zaman ve mekân arasında güçlü bir bağ oluşturacaktı. Lefebvre mekân üzerindeki hâkimiyetin günlük hayat içinde ve üzerinde toplumsal iktidar kurmanın temel ve kapsayıcı bir kaynağı olduğu fikrini paylaşması
gelişmelerin ana kaynağı olacaktı.

Kapitalizmde para, zaman ve mekan üzerinde birbirleriyle kesişen hakimiyet, toplumsal iktidarın görmezlikten gelemeyeceğimiz bir özsel bağlantısını oluşturur diyecekti Landes.(Landes 1983:12)

Zamanın ölçülmesi, yeni bir yaratıcılığın işareti olduğu kadar bilginin servet ve iktidar için kullanımında yeni bir aracı ve katalizördü. Para, zaman ya da mekân konularında maddi pratikleri, biçimleri ve anlamları tanımlayanlar, toplumsal oyunun temel kurallarını da tanımlayacaklardı. Zaman ve mekânın toplumsal eylemden hiçbir zaman bağımsız olduğunu düşünemeyiz. Kapitalist gücün toplumu şekillendirmesi ve yaşayış tarzında değişiklik yaratma isteği uyandırarak farklı harcama alışkanlıklarına yönlendirme ilişkisini Starbucks kahvesi ve iş ilişkisi üzerinden de inceleyebiliriz. Kahve dükkanlarını çok uzun saatler açık tutarak ve mekanın tasarımında kreatif bir ofis ortamı sağlamaya çalışarak insanların Starbucks’ta çalışması için çağrıda bulunulmuştur. Ayrıca menülerinde bulunan kahvelerin dünyanın her yerinde aynı şekilde pişiriliyor oluşu ve çekirdeklerin tek bir merkezden dağıtılıyor olması fordizm hareketi ile beraber gelen üründe standartlaşma, globalleşme ve tek fiyat algısının en önemli örneklerinden birisidir. Pazarlık şansınız yoktur, kahvenizi yapan kişilerle konuşarak özelleştirmeniz söz konusu olamaz, tasarımdaki insan gücünü minimuma indirir.

Fordizm’den esnek birikim ilkesine geçişte olduğu gibi çalışma alanlarında insanları daha özgür kıldığına inandırarak istedikleri saatlerde Starbucks gibi kahve dükkânlarında çalışması onları mutlu edeceğini öne sürdüler. Kapitalizm 2008-2009 krizi ile beraber yeni çıkış noktasını girişimcilikte ve esnek(özgür) çalışma alanlarında kurguladı. Google Trend kullanarak ‘’coworking space’’ kelime öbeğini aradığınızda size 2009 yılından başlayarak yükselen bir grafik gösterecektir. Bir kahve dükkânı ile insanları ofislerin dışına çıkaran sistem ‘’ortak çalışma alanları’’ ile esnek çalışma stratejisini hayatımıza tam anlamıyla yerleştirmeye hazırlanıyor. Ortak çalışma alanlarının özgürlük iş ilişkisinin altında ise para-masa ilişkisinin zamanla olan bağlantısını inceleyebiliriz. Saatlik olarak kiralanan masalar Landes’in para-zaman-mekân arasındaki özsel bağlantısını çok açık bir şekilde sergilemektedir. Bir saat için ödenen bir birim para sizi kapitalist sistemde para kazanmaya itmektedir. İş adresi olarak da gösterebildiğiniz bu mekânlar sayesinde insanların gözünde yeni bir imaj çizebiliyorsunuz. Yüksek ofis maliyetlerinden kurtulup, daha az miktarlarda maliyet ile daha çok
çalışarak yeni ekonomi sisteminin bir parçası haline gelebiliyorsunuz. Kısaca özetleyecek olursak emek gücü üzerindeki hâkimiyeti, mekânların ve mobilyaların tasarlanması ile gerçekleştirebiliriz. Günümüzden geriye doğru gittiğimizde, Hindistan’ın zenginlikleri üzerine süren uluslararası yarışta harita para demekti: yükselen güçlerin gizli ajanları, Portekizli ustaların yaptığı haritaların iyi nüshalarına altınları sayıyorlardı.(Landes 1983:110) Saatler ve haritalar kar için hayati unsurlardır. Sanayi devriminin ekonomiyi hızlandırması ile birlikte kapitalistleri besleyecek olan materyallerin sanayileşmiş ülkelere taşınması ancak doğru haritalar ve zamanı doğru ölçen aletlerle mümkündür. 
Ayrıca haritalamayı görme ilişkisi üzerinden incelersek dünya üzerinde mülk edinme ayrıcalığını da bize sağladığını söyleyebiliriz.

Mekân ve zamanın nesnel özelliklerinde meydana gelen değişiklikler, toplumsal mücadeleden etkilenebilir. Kuralları değiştirmek için harcanan toplumsal enerji, makineleşme ve sermayenin devir süresinin yükseltilmesi adına insanın çalışma şartlarının zorlaştırılması sendikalaşma ve benzeri hareketleri beraberinde getirmiştir. İşçilerin verdikleri mücadelede çalışma mekânlarının veya saatlerinin iyileştirilmesi mekân ve zamanın nesnel özelliklerinde ki değişime örnek olarak gösterebiliriz.

Para değeri ölçer ama daha temelde değerin neden oluştuğu sorusunu soracak olursak, değeri toplumsal emeğin nasıl tahsis edildiği konusunda hiçbir şey söylemeksizin tanımlamamızın olanaksız olduğunu görürüz. (Marx )

Frank Lloyd Wright’ın açık ofis alanlarını yaratması kapitalist gücün emek gücü üzerindeki denetimini kolaylaştırmıştır. Sermayenin hızlı geri dönüşü için çalışanların denetim altında tutularak çalışma saatlerinin verimli kullanılması ve aralarında herhangi bir duvar olmaması, çalışanların birbirini
denetlemesi ve yöneticilerin denetimini kolaylaştırması açısından devrim niteliğinde olduğunu söyleyebiliriz. Günümüzde Turkcell ve grup şirketlerinde açık ofis sistemi, denetimi kolaylaştırmak açısından kullanılmaya devam etmektedir. Mekânda, sanal toplantılarda kullanılmak üzere daha sessiz ortamlar yaratmak için dahi yer ayrılacaksa bu ses geçirmeyen şeffaf camların odanın yerini belirlemesi için duvar görevi görmesi ile gerçekleştirilmektedir. Açık ofis sistemini kullanan Google, facebook gibi büyük teknoloji şirketleri, çalışanların ofiste istedikleri kadar zaman geçirebilmesi ve mekânı sevmesi için özgür mekânlar yaratmışlardır. Ofislerin içinde kaydırak veya salıncak olması ya da oyun konsollarının bulunması emek gücü üzerindeki saat denetim mekanizmasını ortadan kaldırarak normalden daha uzun süre çalışmalarını sağlamaktadır.

Para toplumsal emek zamanını temsil ederse, paranın yükselişi zamanın anlamını önemli ve özgül bakımlardan biçimlendirmiştir.

Ortaçağ tüccarı ‘’zamanın fiyatı’’ temel kavramını ancak mekânı araştırma sürecinde keşfediyordu. Ticaret ve mübadele mekânsal hareketi içerdiğinden bu mekânsal hareketin aldığı zamandır ki tüccara çalışma zamanını fiyatlar ve böylelikle para biçimi cinsinden ifade etmeyi öğretiyordu.(harvey,2012) Metaların maddi mübadelesi yer değişikliğini ve mekânsal hareketi içerir. Ne türden olursa olsun, her karmaşık üretim sistemi(yalnızca atölyede ya da büroda bile olsa) mekânın organizasyonunu gerektirir. Bu mekânsal engellerin aşılması zaman ve paraya mal olur. Mekânsal organizasyonun ve hareketin etkinliği bu yüzden bütün kapitalistler için önemli bir sorundur. Üretim süresi ile mübadele dolaşım süresi birlikte alındığında sermayenin devir süresi kavramı ortaya çıkar. Dolaşıma sokulan sermaye ne kadar hızlı geri kazanılabilirse, kar o kadar yüksek olacaktır. Etkin mekânsal organizasyon ve toplumsal olarak gerekli devir süresi kavramlarının tanımları, kar arayışının ölçülmesinde temel kıstaslardır. Üstelik her ikisi de değişime açıktır. (harvey,258)

Devir süresini hızlandıran bir diğer unsur ise insanların moda ve reklamcılık faaliyetleriyle farklı alanlara yönlendirilmesidir. Örneğin bir insanın yaşamı boyunca bir vasıf edinmesi belki yeterli olacakken, kapitalist düzen için geliştirilen eğitim sisteminde hep daha yenisi için yaşamı boyunca
farklı alanlarda vasıf kazanabileceğine inandırmaktadır.

Ödeme yöntemlerinin geliştirilmesi ve bir insanın henüz kazanmadığı bir parayı kredili sistemde önceden harcaması kapitalist sistemin çıkmazlarına yeni bir umut olmuştur. Kişi gelecek zamanını bankalara satarak geçici bir refah ortamını kendine sağlamaktadır. Fakat sistemde çıkacak yeni bir kriz satılan zamanın borçlarını ödeyemeyerek yeni bir kriz dalgası oluşturma ihtimali muhtemeldir. Ayrıca ödeme yöntemlerinin geliştirilmesi işçinin satın alma gücünü ‘’zaman’’ın gücünü kullanarak aylara yayar, böylece maaşlar düşük tutulmaya devam edilerek sermayenin güçlü kalması sağlanabilir. İnsanların girişimciliğe özendirilmesi ve sermaye sahibi olduğunu düşündüğümüz girişimcilerin yanında çalışan kişilerden daha fazla zaman harcayarak çalışması emek gücü üzerindeki serm. Sizin henüz yaşamadığınız bir zamanı kredi kartıyla satın almanız, size kısa da olsa kapital içerisinde para kazanmanız ve sermaye üretmeniz için zaman sağlayacaktır.

Sanal ortamda alışveriş yapmayı kolaylaştırmak adına kurduğumuz ve yönettiğimiz siteler için harcadığımız zaman bize özgü girişimciliği getirse de zamanın para değerini önemsiz hale getirmektedir. Bununla birlikte tüketici tarafından bakıldığında alışverişi oturduğu yerden yapması,
daha fazla çalışması için zemin hazırlamaktadır. Daha fazla çalış ve çalıştığın yerde mutlu ol ilkesi özel hayat ve iş hayatını birbirine karıştırmıştır.

Ortak çalışma alanlarında ise organizasyon yeniden ortaya konuyor. Kontrol ve güç arasındaki ikilemi başka bilgiler ışığında ve farklı alanlarda çalışmış uzmanlar üzerinden biraz daha irdeleyip olumlu yönden bakmaya çalıştığımızda ise farklı sonuçlar görebilmekteyiz.

Auge (2009) kitabında ortaya attığı non-place kavramı çalışma alanlarını ve şeklini özgürleştirmek için kullanılabilir. Auge non-place alanları geçici, yer olarak yeteri kadar önemsemediğimiz alanlar olarak belirtmiştir. Otel odaları, havaalanları gibi geçici yerleri non-place olarak tanımlıyor. Bu tanımda belirtildiği ve örneklendiği gibi çalışma alanlarını da non-place hale getirebilirsek verimli bir iş dünyası tasarlanabilir.

Skorstad ve Ramsdal (2009) çalışmalarında yaratılacak esnek organizasyonlar ve bunun çalışma yaşamına etkisini Avrupa’nın bakış açısı ile ele alıyorlar. Globalleşme, bilgi teknolojileri ve servis sektörünün gelişmesiyle beraber şirketlerin daha dinamik, esnek ve bürokrasinin azaltıldığı
çalışmalara yönelmesini öneriyor. Esnek çalışma kuralları çalışma yaşamı ile çalışma şartlarını açık bir şekilde belirleyemedi ve karşılıklı tartışmalar devam ediyor. Esneklik kavramının dört noktada incelenmesi gerektiğini söylüyorlar. Bunlar sırasıyla; çalışma pratikleri, organizasyonel yapı, kültür ve network. Çalışmalarıyla iki soruya cevap bulmaya çalışıyorlar. Daha esnek şirketlerin oluşması için bir trend var mı? Yaratılacak esnek şirketler çalışma şartlarını nasıl etkileyecek?

Williams (2005) kitabında getirilecek esnek çalışma kurallarının işverenlere avantaj sağlayacağının farkına vardırıyor. İşverene sağlayacağı avantajları altı maddede ele almış. Sırasıyla; personelini elinde tutacak, işe alma masrafları azalacak, eğitim masraflarından ve zamandan tasarruf edecek, işe gelmemeyi engelleyecek, çalışanlarının memnuniyetini, motivasyonunu arttıracak, verimlilik ve kar da artış sağlayacak. İşveren ve işçilerin haklarının esnek çalışma hakkındaki kuralların ve haklarının çok farkında olmadığını bu sebeple bu düzene geçmeden önce incelemeler yapılması gerektiğini savunuyor.

Anell ve Wilson (2000) makalelerinde modern yönetimlerden bahsedilirken genel olarak iki nokta anlaşılır. Esnek yönetim konsepti gelecekte arzu edilen firmalar ve çalışanları işaret eder. Esnek organizasyonların pazardaki değişime göre kendilerini daha hızlı adapte edebildiklerini iddia ediyorlar. Asıl tartıştıkları konu toplumların ve şirketlerin nasıl adapte olacağı ile ilgili.

SONUÇ
21.yüzyılın bize sağladığı internet ve beraberinde geliştirilen teknolojik ürünler hayatımızı daha esnek, daha kolay bilgiye ulaşır hale getirdi. Aynı zamanda insanlar arasındaki iletişimi hızlandırdı ve kolaylaştırdı. Zaman ve mekân kavramlarının bağlantı detaylarının derinleştiğini ve birbirine karıştığını gözlemliyoruz. Bu iki kavramın içerikleri ve tanımları bu sebeple değişmeye başladı. İstediğimiz herhangi bir zamanda mekân sınırlaması olmaksızın çalışmanın önünde herhangi bir engel kalmamış olmasına rağmen klasik ofislerde eski çalışma yöntemleri devam etmektedir. Değişim her dönemde ve zamanda zor olarak algılanmış, karşı direnç gösterenler değişim yanlılarına göre hep daha kalabalık olmuştur. Değişime direncin eğitim seviyesiyle bağlantılı olmadığını gözlemlemekteyim. Zorlu bir şekilde kabuk değiştiren dünyamız insan nüfusunun aşırı artması sebebiyle teknolojik gelişmeler sonucu istenen bilinç düzeyine ve yaşam standartlarına henüz ulaşamamıştır.

Son on yıl içinde konferanslarda konuşulan, basında çıkan yazılarda ve reklamlarda konuşulan, özendirilen bir üçgen hayatımıza entegre edilmiştir. Bu üçgen evimiz, iş yerimiz ve kahve dükkânlarından oluşmaktadır. Bu trend ile beraber mobil çalışmaya, insanlarla daha çok etkileşimde
bulunmaya başladık. Fakat bu üçgenin içindekiler yenilenen bakış açısı ile artık yeterli değildir. Bu veriler ışığında önümüzdeki on yıllık süreci planlarken bu şekilde devam edemeyiz. Bu üçgenin bazı parçaları değişebilmelidir. Yeni üçgenimiz; evimiz, hobilerimiz ve bağımsız çalışma alanlarımızdan oluşabilir. Daha özgür bir yaşam, daha yaratıcı bireyler için zemin sağlayabilir. Değişimde ısrarcı olmaz ve önümüzdeki on yıl içinde çalışma alanlarının değişme hızı ve esneklik yavaş ilerlerse, çalışma hayatına girecek olan Z nesli bu durumu kabul etmeyebilir ve süreci hızlandırabilir. Çalışma şartlarına da yeni çalışma düzeni için yeni kurallar bütünü oluşturulmalıdır.

Ürün üretim sektörünün içinde bulunmayan beyaz yakalı çalışanların belirlenen zamanlarda ve üretilecek olan yeni kurallarla mobil çalışması hakkında tüm gelişmelere rağmen üretilen bilgi yok denecek kadar azdır. Kurumsal hayattaki çalışma deneyimlerim ve Tasarım bölümü yüksek lisansında aldığım eğitim, araştırmalarım için iyi bir gözlem kaynağı ve gözlemlerimi destekleyici kuramsal bilgi kaynağı olmuştur. Yeni çalışma düzeni yaratılması hakkında farkındalığı arttırmaya ve yeni çalışma düzeninin gerekliliğini kanıtlarını çalışmamda göstermeye çalıştım.

Bununla birlikte her sabah şirket binasına gidilir ön yargısını kırmanın deneyimlenmesi önemli olabilir. Teknolojik gelişmeler sayesinde insanlar istedikleri yerlerde yeterli zaman yaratarak çalışabileceklerinin önü açılabilir. Esnek çalışma sistemlerinin getirilmesi ve ortak çalışma alanlarının
kullanımlarının artması trafik problemine de bir çözüm olabilir. Trafik probleminin çözüme kavuşması ise beyaz yakalı çalışanlar üzerinde olan stresini azaltabilir. Ayrıca ‘’rush hour’’ gibi bir kavram yeni çalışma modelleriyle tarihe karışmış olabilecektir.

Piyasada mevcut işsizliğin sorunu aynı zamanda binaların şirketlere fatura edilen maliyetleri olarak görülmektedir. Esnek çalışma modelleri ile maliyetleri azalan şirketler işsizliği de azaltabilecek veya çalışan beyaz yakalıların gelir ortalamalarını yükseltebilecektir.

KAYNAKÇA
(1) David Harvey, Postmodernliğin Durumu, İstanbul, 2012
(2)Edwards,R. , Contested Terrain: The Transformation of the workplace in the twentieth Century, New York, 1979
(3) Sigfried Giedion, Space,Time and Architecture, London, 2008
(4) Yi Fu Tuan, Space and Place, Minneapolis, 2008

(5) Marc Auge, An Introduction To Supermodernity, New York: Verso, 2009
(6) Egil Skorstad ve Helge Ramsdal, Flexible Organizations and The New Working Life, Electronic Resources
(7) Audrey Williams, Flexible Working: latest best practice for employers and employees,E-book: Thorogood Pub., 2005
(8) Barbro Anell ve Timothy Wilson, The flexible firm and flexible coworker, Pennsylvania: MCB UP,2000

23.01.2016

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s